Kişisel Blog Yazıları #32: Mahalle Şantiyeye Döndü

   Mahalle şantiyeye döndü kentsel dönüşüm faslı yüzünden. Yıkılan bina değil de yıkılmayan binaları saysam daha kolay. Bunlardan biri de şuan oturduğum apartman. Gerçi bugün apartman whatsapp grubunda yönetici bu konuyu açtı. Toplantı yapacaklarmış. Böylece bana ev arama derdi başlamış oldu.

Mübarek, evler de ne kadar uçtu. Biraz eli yüzü düzgün olsun dediğinde +40.000₺ oluyorsun. Bakalım nakliyesi, depozitosu vs. derken nasıl olacak o iş. Tabi önce apartman toplantısından ne karar çıkacak göreceğiz. Beklemedeyiz. 

Kişisel Blog Yazıları #31: 🌤 Pazartesinin Sendromsuz Hali

    Pazartesi günü normalde, bol sendromlu 😩 servise geç kalan 🚌 uykulu bir halde olmam gerekiyordu. Ama öyle olmadı. Sabah namazından sonra uyumadım 🌅 Telefonu elime almadan biraz uzandım. Sonra kahvaltı hazırladım 🍳ve inanır mısınız, servise geç kalmadım.

    Bugün için kendime kattığım şey bu oldu galiba. Evden çıkınca da yine gökyüzü dikkatimi çekti ☁️ Nedense, bu aralar gökyüzü merak konusu oldu bende.

    “Telafisi olmayan ihtimallerden karanlık sonlu ihmallere, zehirli ilişkilerden küpüne zarar asabiyete kadar; neredeyse herkes neredeyse her konuda iyi ve kötünün farkında.”

    Serdar Kuzuoğlu’nun “Kendim Ettim, Kendim Buldum” adlı podcastinde söylediği bu cümle kaldı aklımda. İnsan çoğu zaman bilerek zarar veriyor kendisine…ve sonra sanki bilmezmiş gibi davranıyor. İşe başlamadan önce dinledim, iyi geldi 🎧

    🌱 Peki siz hiç, kendinize farkında olmadan zarar verdiniz mi?

 

Kişisel Blog Yazıları #30: 🏙️ Gün Batımı, Beton ve Beyin Sisi

    Bir baktım gün batıyor 🌇Kentsel dönüşümden felakete dönmüş sokağa bakayım dedim. Öyle renkli bir gökyüzü vardı ki, tam bir sonbahar havası 🍂Hemen fotoğraf çektim 📸 ve çektiğim fotoğrafı da Studio Ghibli tarzına çevirdim. Anime \ manga gibi durması ayrı güzel ✨


    Bu arada sokak cidden şantiye alanı gibi 🏗️Her yerde inşaat. İnşaat olmayan yerde de yıkım var 🧱Yan binayı yıkmaya başladıklarında ise altı gündür internetsiz kaldık 📡Her aradığımda saat verdiler ama bir türlü giderilmedi arıza. Artık yıkarken hangi kabloyu kopardılar Allah bilir 😅Güzelim memleketimde öncesi de sonrası da plansız olduğu için, tahminen altyapı ile ilgili (su, elektrik, gaz, internet vs.) haritalandırma yok. Öyle bodoslama bir dalış yapılıyor ⚡


    Yıl sonu geliyor 📅Ve iş yerinde zamanaşımına yönelik işlere ehemmiyet artıyor. Benim bazı kalemlerde geç kaldığım söylenebilir ki yerindedir. Bu hafta itibariyle dört elle sarılmak lazım bu sebepten 💪Ama şöyle bir şey var: bende iki aydır bir kafa bulanıklığı var ☁️ Öyle işte, bir şeye odaklanamama, hemen unutmak gibi. Sanki beyin sisi gibi. Bunun sebebi telefon bağımlılığı mı, yani ekran süremin fazla olması mı? Beslenmem mi? Yoksa bazı ailesel sorunlar mı ki içselleştirmiştim…Ya da iş yerindeki anlamsız mevzular mı? Bilemedim gitti. Ama bir sorun olduğu aşikâr. O yüzdendir ki bazı kararlar aldım.


    🌇 Kafası karışık ama kalbi hâlâ gökyüzüne bakanlara…


Neden Dinlemeyesin : Öyle Bir Rüya | Hüsnü Arkan & Birsen Tezet | Spotify 


benkahveicerken


Kişisel Blog Yazıları #29: Genel Ahvalim Üzerine

   Kesinlikle plansızlığı adet edinmişiz. Bir gelenek olmuş bizim için. Bir sokak düşünün kentsel dönüşün ayağına zamansız bir şekilde yıkılıyor dikiliyor, yıkılıyor dikiliyor. Bazen aynı anda yıkılıyor. Bu hafta da böyle bir şey oldu. Karşılıklı binalar yıkıldı ki o sokak bir şantiye alanı gibi. Yol kitlendi tabi iki binanın yığınından. Zaten hala yarısıdalar yıkım işinin. Ev ve telefon dahil internet ağı da çöktü bu yüzden. Birkaç gündür internetsiziz.

   Ekim ayının gelmesiyle artık Ice Coffee’ler yerini sıcak kahvelere bıraktı. Bu demek oluyor ki her şey zamanında güzel. Buradan bile bir derinlik yakalamaya çalışıyorum. Plus overthink saatim geldi sanırım. Ama hangisini daha çok seviyorum diye düşününce karar veremedim. Kahvenin soğuğu da sıcağı da güzel.

   İş yerinde cidden işi bilen, masa altı planı olmayan, şeffaf bir çalışma ortamının olması sizi hayli mutlu eder. Ama “listede en çok benim müşterilerim var” , “benim genel müşteri aralığı çok yoğun” gibi gibi devamlı kıyasa girenlerle ya da mesai arkadaşınla iki lakırtı yapmayı tembellik olarak gören yönetimlerle çalışmak zor. Bir değişim ile birisinin gelmesi ile allak bullak oluyor ortam. 

Ve beklenen maç oynandı. Galatasaray, çok güzel bir oyunla güzel bir 3 puan aldı. Maçı izlerken ne kadar kasıldım bilemiyorum. Kaçta yattım ona da dikkat etmedim. Haliyle sonraki gün uykusuz dolaştım. Ama değdi. Liverpool gibi bir takımı böyle bir oyunla yenmek. Muhteşemdi. 



 

Kişisel Blog Yazıları #28: Bu yaşa gelince anladım

Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç farkettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.


diye devam eder şiirine şair. Benimkisi de o hesap. Yaş 35 oldu ve anladım bazı şeyleri. Mesela geçmişin keşkeleri, şimdi zamanın şikayetleri ve geleceğin umutsuz hallerinin tek nedeni varmış ; benmişim. Ve değişmezsem ben bunların hiçbiri değişmeyecekmiş, bu yaşa gelince anladım. 

Hafta başlar, işler beklemez.

Görüldüğü üzere işlerin beklemediği ektedir. Pazartesiymiş, sendrommuş nafile. 

Bismillah deyip koyulmak gerekiyor işlere. 


✍️ Haz ve Varlığın İçindeki Yeri

“Konfor, büyük hayallerin mezarlığıdır.” – Carl Jung 🪦💭

Doyumsuz hazzın getirdiği var olma bilincinin, çekici gibi görünse de geçici olduğunun anlaşıldığı an 🌀, insan gerçek varoluşun konfor alanının ötesinde başladığını fark eder. Konforun ötesine geçmek, yoksunlukla değil, bilinçli tercihle ilgilidir. 🚶‍♂️🔥 Kötü yaşam koşullarına mahkûm olmak değil, gelişimi tercih ederek bilerek bazı kolaylıklardan vazgeçmektir. 🧗‍♀️ Zira insan, her şeyin yolunda olduğu değil, zorlandığı yerde kök salar. 🌱🪨

Haz, yaşamın inkâr edilemez bir parçasıdır 🎉; onsuz bir varlık hali eksik kalır. Ancak gerçek olgunluk, hazzı mutlak bir amaç değil, doğal bir dürtü olarak görmeyi gerektirir. 🎯 Haz, yalnızca bedenin değil, zihnin de bir ihtiyacıdır 🧠🔥; fakat bu ihtiyaç, farkındalıkla yönlendirilmediğinde insanı esir alır. ⛓️
Dürtüsel yaşam, varoluşu yüzeyde tutar 🌊; derinlik ise ancak irade ile mümkündür. ⚓

“Dürtülerine hâkim olmayan birinin özgürlüğü, aslında zincirlerini altınla süslemesidir.” – Epiktetos 🪙⛓️

Kişi, arzularının peşinden gitmek yerine, onların kaynağını sorguladığında büyür. 🌌 Bu da zihnin hazza hükmetmesini, yönlendirmesini ve gerektiğinde ertelemesini gerektirir. 🕰️ Anlık doyumlar uğruna uzun vadeli anlamdan vazgeçmek, insanın kendine ihanetidir. 💔 Çünkü her haz, kişiyi ileri götürmez; bazı hazlar yerinde saydırır, hatta geriye çeker. 🔁⏪ Gerçek gelişim, hazdan tamamen vazgeçmekte değil; onu yerli yerine koyabilmekte yatar. 🧩 İnsan, kendine ait olmayan arzuların gürültüsünden sıyrıldığında 🎧, kendi sesini duymaya başlar. 🔊 Ve o ses, kimi zaman keyfi değil, sabrı önerir 🕊️; kimi zaman eğlenceyi değil, anlamı çağırır. 🛤️


🌐Bir Bayram Günü: Trafik, Soğuk Kahve ve Sıcak Gündemler

🛑 İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Kurban Bayramı için yola çıkacaklara trafik kurallarına uymaları konusunda uyarıda bulundu. Aşırı hız sebebiyle ortaya çıkan ölümlü kazalara dikkat çekti. 🚗⚠️ Akabinde de radar uygulamaları malumunuz sıklaştı. Bu da başka bir tartışmayı beraberinde getirdi. Ama biz Sayın Bakan'ın X hesabında paylaştığı verilere bakalım:

📊 "Arefe gününde (Perşembe) 863 trafik kazası meydana geldi. Bu kazalarda maalesef 10 vatandaşımız olay yerinde hayatını kaybetti. 1.319 vatandaşımız ise yaralandı."

📈 "Arefe gününde trafik ekiplerimizce de; bu araçlardan 23 bin 275’ine hız ve radar işlemi yapıldı. Oran %0,9"


📍Ben de bu bayram ilk kez Ankara'da olmadım. Şu yaşıma kadar bir şekilde Ankara'da bulunurdum bayramlarda, ama gel gör ki bu bayramda bulunamadım. 🤷‍♂️ Sağlık olsun diyelim. Ama şunu da itiraf edeyim: hiç bayram havasında değildi, dün de bugün de.🎈Belki de gitmediğim içindir. Bayram demek biraz da kalabalık demek sanırım.


☀️ Havalar ısındıktan beri, akşamları evde hep soğuk kahve (ice coffee) yapıyorum.☕ Sabah vakitlerinde iş yerinde Türk kahvesi iyi gidiyor ama akşamları soğuk bir şeyler içesi geliyor insanın. 🧊 Makinenin de dilini çözdüğümü düşünürsek, bol bol soğuk kahve içiyorum.


Trump yönetimi, Kongre’ye sunduğu ve büyük vergi indirimleri ile harcama kesintileri içeren "Büyük Güzel Yasa" (One Big Beautiful Bill) nedeniyle Elon Musk ile ters düştü.🤯 Musk, bu yasa tasarısını X'te “iğrenç bir rezalet” olarak nitelendirdi ve bütçe açığını artıracağını savundu.🔥 Sonrasında ise sosyal medya üzerinden karşılıklı ağır ithamlar geldi. İş çığırından çıktı diyebiliriz.


🏐 Filenin Sultanları, Milletler Ligi'nde iki maçı geride bıraktı. İlk maçta Fransa'yı 3-1 mağlup ederek turnuvaya iyi bir başlangıç yaptılar. Bugün de Tayland'ı 3-0 yenerek galibiyet serisini sürdürdüler.

📅 Geriye kalan maç programı şöyle:

1. Hafta (Pekin, Çin)
4 Haziran 06.30 Fransa-Türkiye (1-3)
6 Haziran 14.30 Türkiye-Tayland (3-0)
7 Haziran 11.00 Türkiye-Polonya
8 Haziran 14.30 Çin-Türkiye
2. Hafta (İstanbul, Türkiye)
18 Haziran 19.30 Dominik C.-Türkiye
19 Haziran 19.30 Kanada-Türkiye
21 Haziran 19.30 G. Kore-Türkiye
22 Haziran 19.30 Türkiye-Brezilya
3. Hafta (Apeldoorn, Hollanda)
9 Temmuz 21.30 Hollanda-Türkiye
11 Temmuz 21.30 Çekya-Türkiye
12 Temmuz 20.00 Türkiye-İtalya
13 Temmuz 21.00 Sırbistan-Türkiye

🫰🏼Bir Hafta sonu Güncesi : Vergi Kaçakçılığı

    Gel gelelim vergiden kaçmayan daha doğrusu kaçakçılık yapmayan kaç esnaf kaldı bilemiyorum. Daha bu hafta sonu farkına vardığım bir husustan bahsedeceğim.

    Bilindiği üzere bir ekmek fırınında, fırın eğer ekmek satıyorsa, kestiği fişte %1 KDV, eğer simit ve poğaça gibi işlenmiş şeyler satıyorsa (unlu mamuller olarak geçer) fişte %10 KDV yazar. Hem dün hem de bugün aynı fırına gittim ve birkaç simit aldım. Pos Cihazına bu kez özellikle baktım ve ekranda "Unlu Mamuller" butonu olmasına karşın "Ekmek" butonuna bastı ve doğal olarak fişte KDV %1 gözüktü. Böylece sadece bu satıştan dolayı %9 oranında bir vergi kaçırdı. Fırınların, nakit satışlarda fiş kesmemesini geçtim, bir de kesilen fişte böyle bir kurnazlığa girişmesi nice insanın hakkına girmesi anlamına geldiğini biliyorum. Çünkü burada kaçırdığı ve kamu maliyesinin ihtiyaç duyduğu %9 oranındaki vergi, biz tüketicilerin başka şeylerde/zamanda fazladan ödemek zorunda kaldığı vergilerdendir.

    İşini iyi yapan, ahlaki değerlere sahip esnaflar tabi ki var. Bir genelleme yapıp topyekun bir ifade kullanmak yersiz olur. Ama günümüzde ne yazık ki vergi kaçırmak yaygın bir faaliyet olmuş. Vergi oranlarının artırılması veya yeni vergi kalemlerinin eklenmesi gibi seçenekler yerine, vergi bilinci ve ahlakının toplumu geneline zihinlerine yerleştirmek kalıcı çözüm olur. Vergi oranlarının artırılması veya yeni vergi kalemlerinin eklenmesi verginin ileriye yansıması nedeniyle ; vergi yükü üreticiden tüketiciye kolaylıkla aktarılmakta. Ve olan biz nihai tüketiciye olmakta

    Kamu maliyesinin cidden bir revizyona, yapısal reformlara ihtiyacı vardır. Ve dediğim gibi bunların başında da topluma yönelik hamleler yer almaktadır.



Notlar:

  • Vergi bilinci: Bireyin verginin toplumsal yararını anlayarak, gönüllü ve doğru bir şekilde ödeme sorumluluğunu içselleştirmesidir.

  • Vergi ahlakı: Kişinin, yasal zorunluluktan bağımsız olarak, etik değerlerle vergisini dürüstçe ödeme davranışıdır.
  • Vergi yükü: Vergilerin birey veya kurumların gelirleri üzerindeki maddi baskısını ifade eder.
  • Verginin ileriye yansıması: Mükellefin ödediği verginin maliyetini, fiyatlara yansıtarak dolaylı şekilde başkalarına aktarmasıdır.

Merhabayın 👋🏼


Telefonda📱değil de bilgisayarda💻 yazmayı seviyorum blog yazılarımı📝. Ki buna bağlı olarak da telefonda değil bilgisayarda takılmayı. Instagram , twitter gibi sosyal medyalara🛜 bile bilgisayardan bakıyorum evde olduğumda.

Memlekette ilgi çekecek bir şey kalmayınca ben de son zamanları futbol -Galatasaray'ı🟡🔴- izleyerek geçiriyorum. 

🗞️Haber bültenlerini "bu kadar da olmaz." ,"yok artık bunu mu demiş?" deme şokundan ötürü izlemiyorum. Memlekette bir şeyler olsa sosyal medyada öğrenirim saatler sonra. Herkese bir rol verilmiş oynuyor işte. Biz de "bu iyi, bu kötü" diyoruz. Booş.

Hanımın uzmanlık sınavı📚 var. Ben de onunla çalışmaya başladım. İleride kendim de gireceğim de kıyısından köşesinden bakmak iyi oluyor.

Bu aralar tekrar 📸 fotoğraflara düştüm. Dazz uygulaması ile eski fotoğraf efekti veriyorum ve paylaşıyorum ınstagramda. Eski fotolar gibi görününce daha güzel olur bence. 


Bu yazıyı yazarken 🕣saat 20:06 , vakit akşam ve 🎶kulakta 'Küsüb Getdi' (Eylem Korkmaz & Tara Jaff)

🌊 🔥 🌴 💧






 

RePost IG : @beyzas.journey

📚 KÖRLÜK | JOSE SARAMAGO


   Körlük (Portekizce özgün adı: Ensaio sobre a cegueira), Portekizli yazar José Saramago’nun 1995 yılında yazdığı alegori, bilimkurgu, gerilim ve psikolojik bir romandır. Roman, 1998 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi olan Saramago’nun en ünlü eserlerinden birisidir. Kitap, ilk olarak 1999’da Türkçeye çevrilmiştir.

   Konusu, körlüğün salgın bir hastalık gibi yayıldığı bir toplumda korku ve paniğin hâkim olması sonucu ahlaki değerlerin çökmesidir. Kitaptaki olaylar, adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen bir şehrinde geçmektedir. Romandaki hiçbir kahramanın adı yoktur, herkes sıfatları ile anılmaktadır. Nokta ve virgül dışında hiç noktalama işareti olmadan yazılmıştır. 




Oruç : Eline Beline Diline Sahip Olmak.

Eskinin Twitter, yenisinin ise X olduğu platformda dolaşırken güzel bir görsele denk geldim. Orucun, gözüne, midene, diline ve kulağına hakim olmak demek olduğunu diyorlardı. Ne de haklı ne de yerinde bir paylaşım. Aklıma hemen Hacı Bektaş-i Veli Hazretlerinin sözünü getirdi. “Eline, beline, diline sahip ol!” Bunu sadece Ramazan vaktinde değil de her daim yapmak gerektiğini anladığımız, nefsimize uymadan, insanlara karşı sınırımızı bilerek, işlemediğimiz günahın masumu olmadığımızı, günahkar olsa bile bir insanı yargılama hadsizliğine bulaşmadığımız günler aylar yılları olur inşallah.




Bazı Blog Temalarını Beğeniyorum

     Bazı blog temaları o kadar güzel ki , aynısını yapayım diyorum ki ama tabi ne eksik ; bilgi. En ufak bir bilgiye sahip değilim. Okulu yok ki okuyasın, satılmıyor ki alasın gibi moda girmeyeceğim ama yine de nasıl yapıyorlar insanlar öyle güzel blog temaları, hayranlıkla bakıyorum.

Neden Sürekli Yorgunuz? Çözüm: HUZUR

 Bugün, sabah kahvaltımda☕️🍳 izlemek için YouTube 💻üzerinden bir şeyler ararken, video başlığı dikkatimi çekti; Neden Sürekli Yorgunuz?😓

   Keza ilgimi çekti çünkü bende de mevcut bir hâl. Bu sebeptendir ki 🩸💉 kan tahlilleri yaptırdım. 🩺 B12 ve demir düşük, kolestrol ise yüksek. Haliyle hemen bir reçete. Ama görülüyor ki, ilaçla💊 sabit kalmayıp beslenme ile birlikte yaşam şekline bir neşter vurulması icab etti. Hem de yaş 35 olmadan daha. Velhâsıl, bendeki durum bundan ibaret. 

Gel gelelim bahsettiğim videoya. İki görsel ile sorunları ve çözümleri özetleniyor. Belki sizlere de ek bir bilgi olur.





Olacak O Kadar

Akşam akşam gülmelere girdim. Bunun Galatasaraylı olmamla alakalı yok tabi. Çok güzel skeç 😃😃 Bu arada Olacak O Kadar çocukluğumun simgelerinden biridir. Hep izlerdim. Güldür Güldür fena değildir ama Olacak O Kadar 'ın yanından geçemez. Bir başka idi. 




İYA : İnternetsiz Yaşam Alanı

 Kaç gündür telefon internet paketim yok. Ve paketin yenilenmesine de on günden fazla zaman var. Yeni bir paket eklemek de istemiyorum aslında. Şu telefon bağımlılığına bir ayar çekmek adına güzel fırsat oldu. Günün belirli zamanlarını, İnternetsiz Yaşam Alanı ilan etmek istedim. Böylece bu zaman diliminde, düşünsel anlamda daha üretken hale dönüşürüm. İllaki internet paketi yüklendiğinden tekrardan kullanımım artacaktır ama eskisi gibi olmamasına gayret edeceğim. Sosyal medya olmadığında , interneti daha iyi kullanacağıma eminim. 


Not ; Eşimle mesajlaşmanın (SMS) keyifli yanını hatırlamak güzel oldu.

Ben Aslında …

Ben aslında İngilizce öğrenmek istemiyormuşum. Bunu farkettim. Yıllardır öğrenmem gerektiğine dair bir fikir ve bu fikri gerçekleştirmek için ara ara çaba ve yine bu çabanın nihayete ermemesi sebebiyle vicdan azabı ve başarısızlık hissinin zuhur etmesiyle geçti ömrüm. Ama ben aslında İngilizce öğrenmek istemiyormuşum. Belki pragramatik yönden baktım, bilmiyorum ama oturdum. Devamlı şunları şunları yapmam lazım diye geçirdiğim onca şeyi zihnimde bir bir sıraladım. Sonra kendime neden bunu yapmak istiyorum , yapınca ne olacak? Çaba / zaman / sonuçtan mutluluk duyma gibi nüanslarla özetlemeye çalıştım. Ve karar verdim. Ben aslında İngilizce çalışmak ve öğrenmek istemiyormuşum.


Detaylandırmayıp genel bir ifadeyle beyan edeyim, sosyo-ekonomik koşulların neticesinde anca bu yaş aralığında kendimi tanıma fırsatı ve şansı bulmuşum. Herhangi bir etiket koymadan üzerime, görev yüklemeden, bugün hissettiklerim bunlardan ibaretmiş. Yarın başka bir şeyi, başka bir şekilde ister ve onun için ayrı bir gayret gösteririm. Ama şuanki farkındalığım buymuş. Hayali hedeflere ya da ihtiyacım olmayan amaçlara yoğunlaşmak, zaman sarfetmek yerine daha ayakları üstünde sağlam basan yollar çizmek ve bu yollarda yürümek; eriyip giden zamanda süzülebilmekmiş tek gayem .

Sanırım yaş 35 olunca …

 Sanırım artık ne istediğimi, ne hissettiğimi anladığım; farkındalığımın arttığı bir sürece girdim. Böyle daha mutlu olduğumu gördüm. Yaşın 35e dayandığı vakitte böyle oluyor demek. Gereksiz tartışmalara girmemek, sohbet ortamında insanlardan değil konulardan bahsetmek, ülke siyasetine sıfır ilgi duymak, sinirlenmeyi en aza indirmek, herkese -sen ağasın sen paşasın- deyip uğraşmamak, doğruyu anlatma zahmetine girmemek… Sanırım yaşın 35e dayandığı vakitte böyle oluyor demek.  

İnsanoğlu Kuş Misali


 Büyüklerin dediğini tatbik ettiğimi iddia ediyor dün nerede bugünse nerede uyandığımı, dün uyandığımda kahvaltıyı beklerken bugünse işe gitmek için servis beklediğim halleri göz önüne alıyorum. Gideyim bir simit alayım. Kahvaltımı günler sonra böyle yapayım.

⬅️ bu nasıl sabah? 

Hayatımdaki Cepheler

 Yeni yıla girmenin akabinde Ankara’ya -altı aydır gelmiyordum- gitmenin zamanı deyip geldik eşimle. Geniş ailelerin burada olması muhakkak temel faktörlerden biridir ama Ankara’yı özlediğimizi fazlasıyla hissettik. Zaten her yerde Ankara güzelleşmesi yapıyorken bir de burada , bu hususa değinmemek olmaz değil mi? Yok yok. Bu kadar Ankara atıfı yeter. Çünkü bizlere de zor oluyor. Her defasında Ankara sonrası İstanbul’a dönmek. Ama ne demişler, doğduğun yer değil doyduğun yer. Biz de şimdilik burada doyuyoruz.

  Yeni yıl geldi. İşler hafifledi. İş yerindeki kaosun her ne kadar şekli değilse de bu da yetti bana. Yönetim kadrosundaki değişimlerden ziyade işbazlı yüklerimin hafiflemesine odaklanıyorum . Bu da o kadar sorun teşkil etmiyor. 

  Malum gerekli muhasebe yapıldı. Hedefler koyuldu. Önceki yazılarda da yer verdik. Ama dikiş tutmadı, devamlılık sağlanmadı. Kopmadım, yarıda bırakmadım. Ama istediğim hızda da ilerleme olmadı. Hani Şairin dediği gibi; “her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği” haldeyim. Bir yandan İngilizceye bakayım diyorum, diğer yandan Kur’an Arapçası öğreneyim diyorum. Mevzuat ise ilk hedefti. Zayıflamak da listede. O kadar cephe açtım ki kendime. Ve farkettim sadece kendimle savaşıyorum. Ve haliyle galip de gelemiyorumSanırım ‘başla/bitir’ yöntemiyle devam etmeyliyim. Keza hiçbir şey yapamıyorum.

  Şimdi bu buhranlı zihin yapısını, Ankara’da bir bardak suyu yudumlarken metne yansıtıyor, İstanbul’a dönmeden gerçekçi bir takvime sahip olmam gerektiğini biliyorum. 

   İstanbul’a döndükten sonra, aklımda bir şeyler olmalı ve işe koyulmalıyım beklemeksizin. O yüzdendir ki fikirler ve hedefler savaşında hangi cephe ile devam edeceğime , hangilerini önce feda edeceğime karar vermeliyim. 

   Arkadaş, ne zor imiş yaşamak ! 

Büyük lokma da yedim büyük laf da ettim.

 Bu sabah 07.18’de uyanıverdim -benim için afaki bir saattir- telefonun saatine baktım ve bir anda ve nedense önceleri bu saatte kalkıp -uykumu almış vaziyette- güne başlardım. Ama şehir değişikliği ile birlikte, İstanbul’un havasını solumaya, temposu içinde kaybolmaya başladığımdan beri sabahları uyanmak bir miktar zulüm etkisi yarattı bende. Bu sabah 07.18’de uyanıvermeden önce hep İstanbul’a suç atardım ama bu sabah kafam dank etti. Yine büyük konuşmadan ötürü idi her şey. 

Evvel zaman önce, üniversiteden mezun olmaya ramak kala, bir sohbet ortamında meslek hedeflemesi hakkında konuşurken bir yakınım gibi ASLA böyle kariyer çizmeyeceğimi söylemiştim. Ve ne yazıkki toyluğumdan ötürü biraz küçümseme vardı. Çünkü üniversite hayatım başarılı geçmişti. Böyle bir kariyer seçmeyecektim tabiki. Ama ne oldu? Tam anlamıyla xxx kurumunda çalışır oldum. Hem de senelerce (6 yıl) sonra istediğim mesleğe geçtim. O an büyük lokmayı yemekle birlikte büyük laf da ettiğimi anlamıştım.

Yine evvel zaman içinde, Ankara’da yaşayan biri olarak İstanbul’da yaşamanın delilik olduğunu, kalabalık ve gürültülü olduğundan ASLA burada yaşamayacağımı söylemiştim defalarca. Ama şuan nerdeyim , tam da İstanbul’dayım hem de iki buçuk yıldır. 

Bu sabah 07.18’de uyanıverdim ve cvvel zaman içinde söylediğim başkaca bir büyük laf aklıma geldi. Ya da farkındalık oluştu. Bir yakınım uykuyu çok severdi ve haftaiçi işten dönünce ve özellikle haftasonu öğlene dek yatar uyurdu. Ben de o vakitler tabi erken kalkardım. Bazen saat 7 gibi bazen 6 gibi. Ve onun uyku sever hali karşısında hayretler içinde kalır, bu saate kadar nasıl uyuyabilir bir insan diye laflar ederdim. Kendimin ASLA bu saatlere kadar uyuyamayacağını söylerdim. Ama bu memlekete geldim geleli haftaiçi yemek sonrası uyuklama -hem de oturduğum yerde- haftasonu işe saat 10’u geçecek şekilde uyanmalar halindeyim. Dediğim gibi bunları da hep İstanbul ve İstanbul’a duyduğum sevgiden (!) kaynaklandığını düşünürdüm tâ ki bu sabah 07.18’de uyanıvermeden önce.

Farkettim ki, ASLA demenin getirdiği bir lanet varmış üzerimde. Belki kibir belki kendimden -karşılığı olmayan- fazla emin olma durumundan ötürü asla demenin kolaylığını seçmiş ama ağırlığını hiç anlayamamışım, görememişim. Meslek seçiminde laf gelişi idrak ettiğimi söylesem de bu durumu , her defasında büyük laf etmeye devam etmişim.

Yılın ilk günlerinde bunu anlamam belki de iyi oldu. Ağızdan çıkan sözlerin bir sihir gibi etki yarattığını , bunun da hayatı zaman zaman tepe taklak edebileceğini, bu huydan vazgeçilmesi gerektiğini anlamam iyi oldu.

Bu yılı, çok düşünüp az konuşarak , ‘az cümle çok yazı’ diye sloganlaştırıp böyle geçirmeye niyet ediyorum. ‘Asla bir daha büyük laf etmeyeceğim’ gibi bir cümle kullanmaktan kaçınıyorum. Keza insan kaçtığına yakalanır. 

Vel hâsıl, sabah sabah bir anda gelen idrak, belki de önemli bir anlam ifade edecek hayatımda. Kendime nasihatler ede ede yazıyı sonlandırıyor, sizlere güzel bir haftasonu diliyorum.