Kişisel Blog Yazıları #31: 🌤 Pazartesinin Sendromsuz Hali
Pazartesi günü normalde, bol sendromlu 😩 servise geç kalan 🚌 uykulu bir halde olmam gerekiyordu. Ama öyle olmadı. Sabah namazından sonra uyumadım 🌅 Telefonu elime almadan biraz uzandım. Sonra kahvaltı hazırladım 🍳ve inanır mısınız, servise geç kalmadım.
Bugün için kendime kattığım şey bu oldu galiba. Evden çıkınca da yine gökyüzü dikkatimi çekti ☁️ Nedense, bu aralar gökyüzü merak konusu oldu bende.
“Telafisi olmayan ihtimallerden karanlık sonlu ihmallere, zehirli ilişkilerden küpüne zarar asabiyete kadar; neredeyse herkes neredeyse her konuda iyi ve kötünün farkında.”
Serdar Kuzuoğlu’nun “Kendim Ettim, Kendim Buldum” adlı podcastinde söylediği bu cümle kaldı aklımda. İnsan çoğu zaman bilerek zarar veriyor kendisine…ve sonra sanki bilmezmiş gibi davranıyor. İşe başlamadan önce dinledim, iyi geldi 🎧
🌱 Peki siz hiç, kendinize farkında olmadan zarar verdiniz mi?
Kişisel Blog Yazıları #30: 🏙️ Gün Batımı, Beton ve Beyin Sisi

Bir baktım gün batıyor 🌇Kentsel dönüşümden felakete dönmüş sokağa bakayım dedim. Öyle renkli bir gökyüzü vardı ki, tam bir sonbahar havası 🍂Hemen fotoğraf çektim 📸 ve çektiğim fotoğrafı da Studio Ghibli tarzına çevirdim. Anime \ manga gibi durması ayrı güzel ✨
Bu arada sokak cidden şantiye alanı gibi 🏗️Her yerde inşaat. İnşaat olmayan yerde de yıkım var 🧱Yan binayı yıkmaya başladıklarında ise altı gündür internetsiz kaldık 📡Her aradığımda saat verdiler ama bir türlü giderilmedi arıza. Artık yıkarken hangi kabloyu kopardılar Allah bilir 😅Güzelim memleketimde öncesi de sonrası da plansız olduğu için, tahminen altyapı ile ilgili (su, elektrik, gaz, internet vs.) haritalandırma yok. Öyle bodoslama bir dalış yapılıyor ⚡
Yıl sonu geliyor 📅Ve iş yerinde zamanaşımına yönelik işlere ehemmiyet artıyor. Benim bazı kalemlerde geç kaldığım söylenebilir ki yerindedir. Bu hafta itibariyle dört elle sarılmak lazım bu sebepten 💪Ama şöyle bir şey var: bende iki aydır bir kafa bulanıklığı var ☁️ Öyle işte, bir şeye odaklanamama, hemen unutmak gibi. Sanki beyin sisi gibi. Bunun sebebi telefon bağımlılığı mı, yani ekran süremin fazla olması mı? Beslenmem mi? Yoksa bazı ailesel sorunlar mı ki içselleştirmiştim…Ya da iş yerindeki anlamsız mevzular mı? Bilemedim gitti. Ama bir sorun olduğu aşikâr. O yüzdendir ki bazı kararlar aldım.
🌇 Kafası karışık ama kalbi hâlâ gökyüzüne bakanlara…
Neden Dinlemeyesin : Öyle Bir Rüya | Hüsnü Arkan & Birsen Tezet | Spotify
— benkahveicerken ☕
Kişisel Blog Yazıları #29: Genel Ahvalim Üzerine
Kişisel Blog Yazıları #28: Bu yaşa gelince anladım
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
diye devam eder şiirine şair. Benimkisi de o hesap. Yaş 35 oldu ve anladım bazı şeyleri. Mesela geçmişin keşkeleri, şimdi zamanın şikayetleri ve geleceğin umutsuz hallerinin tek nedeni varmış ; benmişim. Ve değişmezsem ben bunların hiçbiri değişmeyecekmiş, bu yaşa gelince anladım.
✍️ Haz ve Varlığın İçindeki Yeri
“Konfor, büyük hayallerin mezarlığıdır.” – Carl Jung 🪦💭
“Dürtülerine hâkim olmayan birinin özgürlüğü, aslında zincirlerini altınla süslemesidir.” – Epiktetos 🪙⛓️
🌐Bir Bayram Günü: Trafik, Soğuk Kahve ve Sıcak Gündemler
📊 "Arefe gününde (Perşembe) 863 trafik kazası meydana geldi. Bu kazalarda maalesef 10 vatandaşımız olay yerinde hayatını kaybetti. 1.319 vatandaşımız ise yaralandı."
📈 "Arefe gününde trafik ekiplerimizce de; bu araçlardan 23 bin 275’ine hız ve radar işlemi yapıldı. Oran %0,9"
📍Ben de bu bayram ilk kez Ankara'da olmadım. Şu yaşıma kadar bir şekilde Ankara'da bulunurdum bayramlarda, ama gel gör ki bu bayramda bulunamadım. 🤷♂️ Sağlık olsun diyelim. Ama şunu da itiraf edeyim: hiç bayram havasında değildi, dün de bugün de.🎈Belki de gitmediğim içindir. Bayram demek biraz da kalabalık demek sanırım.
☀️ Havalar ısındıktan beri, akşamları evde hep soğuk kahve (ice coffee) yapıyorum.☕ Sabah vakitlerinde iş yerinde Türk kahvesi iyi gidiyor ama akşamları soğuk bir şeyler içesi geliyor insanın. 🧊 Makinenin de dilini çözdüğümü düşünürsek, bol bol soğuk kahve içiyorum.
Trump yönetimi, Kongre’ye sunduğu ve büyük vergi indirimleri ile harcama kesintileri içeren "Büyük Güzel Yasa" (One Big Beautiful Bill) nedeniyle Elon Musk ile ters düştü.🤯 Musk, bu yasa tasarısını X'te “iğrenç bir rezalet” olarak nitelendirdi ve bütçe açığını artıracağını savundu.🔥 Sonrasında ise sosyal medya üzerinden karşılıklı ağır ithamlar geldi. İş çığırından çıktı diyebiliriz.
🏐 Filenin Sultanları, Milletler Ligi'nde iki maçı geride bıraktı. İlk maçta Fransa'yı 3-1 mağlup ederek turnuvaya iyi bir başlangıç yaptılar. Bugün de Tayland'ı 3-0 yenerek galibiyet serisini sürdürdüler.
📅 Geriye kalan maç programı şöyle:
4 Haziran 06.30 Fransa-Türkiye (1-3)
6 Haziran 14.30 Türkiye-Tayland (3-0)
7 Haziran 11.00 Türkiye-Polonya
8 Haziran 14.30 Çin-Türkiye
18 Haziran 19.30 Dominik C.-Türkiye
19 Haziran 19.30 Kanada-Türkiye
21 Haziran 19.30 G. Kore-Türkiye
22 Haziran 19.30 Türkiye-Brezilya
9 Temmuz 21.30 Hollanda-Türkiye
11 Temmuz 21.30 Çekya-Türkiye
12 Temmuz 20.00 Türkiye-İtalya
13 Temmuz 21.00 Sırbistan-Türkiye
🫰🏼Bir Hafta sonu Güncesi : Vergi Kaçakçılığı
Gel gelelim vergiden kaçmayan daha doğrusu kaçakçılık yapmayan kaç esnaf kaldı bilemiyorum. Daha bu hafta sonu farkına vardığım bir husustan bahsedeceğim.
Bilindiği üzere bir ekmek fırınında, fırın eğer ekmek satıyorsa, kestiği fişte %1 KDV, eğer simit ve poğaça gibi işlenmiş şeyler satıyorsa (unlu mamuller olarak geçer) fişte %10 KDV yazar. Hem dün hem de bugün aynı fırına gittim ve birkaç simit aldım. Pos Cihazına bu kez özellikle baktım ve ekranda "Unlu Mamuller" butonu olmasına karşın "Ekmek" butonuna bastı ve doğal olarak fişte KDV %1 gözüktü. Böylece sadece bu satıştan dolayı %9 oranında bir vergi kaçırdı. Fırınların, nakit satışlarda fiş kesmemesini geçtim, bir de kesilen fişte böyle bir kurnazlığa girişmesi nice insanın hakkına girmesi anlamına geldiğini biliyorum. Çünkü burada kaçırdığı ve kamu maliyesinin ihtiyaç duyduğu %9 oranındaki vergi, biz tüketicilerin başka şeylerde/zamanda fazladan ödemek zorunda kaldığı vergilerdendir.
İşini iyi yapan, ahlaki değerlere sahip esnaflar tabi ki var. Bir genelleme yapıp topyekun bir ifade kullanmak yersiz olur. Ama günümüzde ne yazık ki vergi kaçırmak yaygın bir faaliyet olmuş. Vergi oranlarının artırılması veya yeni vergi kalemlerinin eklenmesi gibi seçenekler yerine, vergi bilinci ve ahlakının toplumu geneline zihinlerine yerleştirmek kalıcı çözüm olur. Vergi oranlarının artırılması veya yeni vergi kalemlerinin eklenmesi verginin ileriye yansıması nedeniyle ; vergi yükü üreticiden tüketiciye kolaylıkla aktarılmakta. Ve olan biz nihai tüketiciye olmakta
Kamu maliyesinin cidden bir revizyona, yapısal reformlara ihtiyacı vardır. Ve dediğim gibi bunların başında da topluma yönelik hamleler yer almaktadır.
Notlar:
- Vergi bilinci: Bireyin verginin toplumsal yararını anlayarak, gönüllü ve doğru bir şekilde ödeme sorumluluğunu içselleştirmesidir.
- Vergi ahlakı: Kişinin, yasal zorunluluktan bağımsız olarak, etik değerlerle vergisini dürüstçe ödeme davranışıdır.
- Vergi yükü: Vergilerin birey veya kurumların gelirleri üzerindeki maddi baskısını ifade eder.
- Verginin ileriye yansıması: Mükellefin ödediği verginin maliyetini, fiyatlara yansıtarak dolaylı şekilde başkalarına aktarmasıdır.
Merhabayın 👋🏼
Memlekette ilgi çekecek bir şey kalmayınca ben de son zamanları futbol -Galatasaray'ı🟡🔴- izleyerek geçiriyorum.
🗞️Haber bültenlerini "bu kadar da olmaz." ,"yok artık bunu mu demiş?" deme şokundan ötürü izlemiyorum. Memlekette bir şeyler olsa sosyal medyada öğrenirim saatler sonra. Herkese bir rol verilmiş oynuyor işte. Biz de "bu iyi, bu kötü" diyoruz. Booş.
Hanımın uzmanlık sınavı📚 var. Ben de onunla çalışmaya başladım. İleride kendim de gireceğim de kıyısından köşesinden bakmak iyi oluyor.
Bu aralar tekrar 📸 fotoğraflara düştüm. Dazz uygulaması ile eski fotoğraf efekti veriyorum ve paylaşıyorum ınstagramda. Eski fotolar gibi görününce daha güzel olur bence.
Bu yazıyı yazarken 🕣saat 20:06 , vakit akşam ve 🎶kulakta 'Küsüb Getdi' (Eylem Korkmaz & Tara Jaff)
📚 KÖRLÜK | JOSE SARAMAGO
Körlük (Portekizce özgün adı: Ensaio sobre a cegueira), Portekizli yazar José Saramago’nun 1995 yılında yazdığı alegori, bilimkurgu, gerilim ve psikolojik bir romandır. Roman, 1998 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi olan Saramago’nun en ünlü eserlerinden birisidir. Kitap, ilk olarak 1999’da Türkçeye çevrilmiştir.
Konusu, körlüğün salgın bir hastalık gibi yayıldığı bir toplumda korku ve paniğin hâkim olması sonucu ahlaki değerlerin çökmesidir. Kitaptaki olaylar, adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen bir şehrinde geçmektedir. Romandaki hiçbir kahramanın adı yoktur, herkes sıfatları ile anılmaktadır. Nokta ve virgül dışında hiç noktalama işareti olmadan yazılmıştır.
Oruç : Eline Beline Diline Sahip Olmak.
Bazı Blog Temalarını Beğeniyorum
Bazı blog temaları o kadar güzel ki , aynısını yapayım diyorum ki ama tabi ne eksik ; bilgi. En ufak bir bilgiye sahip değilim. Okulu yok ki okuyasın, satılmıyor ki alasın gibi moda girmeyeceğim ama yine de nasıl yapıyorlar insanlar öyle güzel blog temaları, hayranlıkla bakıyorum.
Neden Sürekli Yorgunuz? Çözüm: HUZUR
Bugün, sabah kahvaltımda☕️🍳 izlemek için YouTube 💻üzerinden bir şeyler ararken, video başlığı dikkatimi çekti; Neden Sürekli Yorgunuz?😓
Keza ilgimi çekti çünkü bende de mevcut bir hâl. Bu sebeptendir ki 🩸💉 kan tahlilleri yaptırdım. 🩺 B12 ve demir düşük, kolestrol ise yüksek. Haliyle hemen bir reçete. Ama görülüyor ki, ilaçla💊 sabit kalmayıp beslenme ile birlikte yaşam şekline bir neşter vurulması icab etti. Hem de yaş 35 olmadan daha. Velhâsıl, bendeki durum bundan ibaret.
Gel gelelim bahsettiğim videoya. İki görsel ile sorunları ve çözümleri özetleniyor. Belki sizlere de ek bir bilgi olur.
Olacak O Kadar
Akşam akşam gülmelere girdim. Bunun Galatasaraylı olmamla alakalı yok tabi. Çok güzel skeç 😃😃 Bu arada Olacak O Kadar çocukluğumun simgelerinden biridir. Hep izlerdim. Güldür Güldür fena değildir ama Olacak O Kadar 'ın yanından geçemez. Bir başka idi.
İYA : İnternetsiz Yaşam Alanı
Kaç gündür telefon internet paketim yok. Ve paketin yenilenmesine de on günden fazla zaman var. Yeni bir paket eklemek de istemiyorum aslında. Şu telefon bağımlılığına bir ayar çekmek adına güzel fırsat oldu. Günün belirli zamanlarını, İnternetsiz Yaşam Alanı ilan etmek istedim. Böylece bu zaman diliminde, düşünsel anlamda daha üretken hale dönüşürüm. İllaki internet paketi yüklendiğinden tekrardan kullanımım artacaktır ama eskisi gibi olmamasına gayret edeceğim. Sosyal medya olmadığında , interneti daha iyi kullanacağıma eminim.
Not ; Eşimle mesajlaşmanın (SMS) keyifli yanını hatırlamak güzel oldu.
Ben Aslında …
Ben aslında İngilizce öğrenmek istemiyormuşum. Bunu farkettim. Yıllardır öğrenmem gerektiğine dair bir fikir ve bu fikri gerçekleştirmek için ara ara çaba ve yine bu çabanın nihayete ermemesi sebebiyle vicdan azabı ve başarısızlık hissinin zuhur etmesiyle geçti ömrüm. Ama ben aslında İngilizce öğrenmek istemiyormuşum. Belki pragramatik yönden baktım, bilmiyorum ama oturdum. Devamlı şunları şunları yapmam lazım diye geçirdiğim onca şeyi zihnimde bir bir sıraladım. Sonra kendime neden bunu yapmak istiyorum , yapınca ne olacak? Çaba / zaman / sonuçtan mutluluk duyma gibi nüanslarla özetlemeye çalıştım. Ve karar verdim. Ben aslında İngilizce çalışmak ve öğrenmek istemiyormuşum.
Detaylandırmayıp genel bir ifadeyle beyan edeyim, sosyo-ekonomik koşulların neticesinde anca bu yaş aralığında kendimi tanıma fırsatı ve şansı bulmuşum. Herhangi bir etiket koymadan üzerime, görev yüklemeden, bugün hissettiklerim bunlardan ibaretmiş. Yarın başka bir şeyi, başka bir şekilde ister ve onun için ayrı bir gayret gösteririm. Ama şuanki farkındalığım buymuş. Hayali hedeflere ya da ihtiyacım olmayan amaçlara yoğunlaşmak, zaman sarfetmek yerine daha ayakları üstünde sağlam basan yollar çizmek ve bu yollarda yürümek; eriyip giden zamanda süzülebilmekmiş tek gayem .
Sanırım yaş 35 olunca …
Sanırım artık ne istediğimi, ne hissettiğimi anladığım; farkındalığımın arttığı bir sürece girdim. Böyle daha mutlu olduğumu gördüm. Yaşın 35e dayandığı vakitte böyle oluyor demek. Gereksiz tartışmalara girmemek, sohbet ortamında insanlardan değil konulardan bahsetmek, ülke siyasetine sıfır ilgi duymak, sinirlenmeyi en aza indirmek, herkese -sen ağasın sen paşasın- deyip uğraşmamak, doğruyu anlatma zahmetine girmemek… Sanırım yaşın 35e dayandığı vakitte böyle oluyor demek.
Hayatımdaki Cepheler
Büyük lokma da yedim büyük laf da ettim.
Evvel zaman önce, üniversiteden mezun olmaya ramak kala, bir sohbet ortamında meslek hedeflemesi hakkında konuşurken bir yakınım gibi ASLA böyle kariyer çizmeyeceğimi söylemiştim. Ve ne yazıkki toyluğumdan ötürü biraz küçümseme vardı. Çünkü üniversite hayatım başarılı geçmişti. Böyle bir kariyer seçmeyecektim tabiki. Ama ne oldu? Tam anlamıyla xxx kurumunda çalışır oldum. Hem de senelerce (6 yıl) sonra istediğim mesleğe geçtim. O an büyük lokmayı yemekle birlikte büyük laf da ettiğimi anlamıştım.
Yine evvel zaman içinde, Ankara’da yaşayan biri olarak İstanbul’da yaşamanın delilik olduğunu, kalabalık ve gürültülü olduğundan ASLA burada yaşamayacağımı söylemiştim defalarca. Ama şuan nerdeyim , tam da İstanbul’dayım hem de iki buçuk yıldır.
Bu sabah 07.18’de uyanıverdim ve cvvel zaman içinde söylediğim başkaca bir büyük laf aklıma geldi. Ya da farkındalık oluştu. Bir yakınım uykuyu çok severdi ve haftaiçi işten dönünce ve özellikle haftasonu öğlene dek yatar uyurdu. Ben de o vakitler tabi erken kalkardım. Bazen saat 7 gibi bazen 6 gibi. Ve onun uyku sever hali karşısında hayretler içinde kalır, bu saate kadar nasıl uyuyabilir bir insan diye laflar ederdim. Kendimin ASLA bu saatlere kadar uyuyamayacağını söylerdim. Ama bu memlekete geldim geleli haftaiçi yemek sonrası uyuklama -hem de oturduğum yerde- haftasonu işe saat 10’u geçecek şekilde uyanmalar halindeyim. Dediğim gibi bunları da hep İstanbul ve İstanbul’a duyduğum sevgiden (!) kaynaklandığını düşünürdüm tâ ki bu sabah 07.18’de uyanıvermeden önce.
Farkettim ki, ASLA demenin getirdiği bir lanet varmış üzerimde. Belki kibir belki kendimden -karşılığı olmayan- fazla emin olma durumundan ötürü asla demenin kolaylığını seçmiş ama ağırlığını hiç anlayamamışım, görememişim. Meslek seçiminde laf gelişi idrak ettiğimi söylesem de bu durumu , her defasında büyük laf etmeye devam etmişim.
Yılın ilk günlerinde bunu anlamam belki de iyi oldu. Ağızdan çıkan sözlerin bir sihir gibi etki yarattığını , bunun da hayatı zaman zaman tepe taklak edebileceğini, bu huydan vazgeçilmesi gerektiğini anlamam iyi oldu.
Bu yılı, çok düşünüp az konuşarak , ‘az cümle çok yazı’ diye sloganlaştırıp böyle geçirmeye niyet ediyorum. ‘Asla bir daha büyük laf etmeyeceğim’ gibi bir cümle kullanmaktan kaçınıyorum. Keza insan kaçtığına yakalanır.
Vel hâsıl, sabah sabah bir anda gelen idrak, belki de önemli bir anlam ifade edecek hayatımda. Kendime nasihatler ede ede yazıyı sonlandırıyor, sizlere güzel bir haftasonu diliyorum.
















