Kişisel Blog Yazıları #50: Şampiyonluk ve Anneler Günü Üzerine
Galatasaray maçını evimde, televizyon karşısında rahat rahat izlemek yerine Ankara’da, küçücük bir telefon ekranından 📱 takip etmek biraz moral bozucuydu açıkçası. İnsan böyle maçları koltuğa yayılıp yaşayarak izlemek istiyor. 🛋️ Ama şartlar bazen buna izin vermiyor. Yine de sonuç değişmedi: üst üste 4. şampiyonluk. 🏆⭐
Çocukken de şampiyonluklar gördük elbette. 🎉 Ama insan bazı şeyleri yaşarken değil, büyüyünce idrak ediyor. O dönemlerin coşkusunu hatırlıyorum ama bugünkü gibi bilinçli bir şekilde hissetmiyordum sanırım. Şimdi ise her maçın stresi 🤯, her golün anlamı, her sezonun hikâyesi daha farklı geliyor. 🗓️
Zor bir maç oldu. Yer yer gerildik, yer yer “acaba mı?” dedik 🤔 ama sonunda güzel oldu. Hatta sanırım ben biraz fazla kaptırmışım kendimi; Instagram’da 📸 tam 29 hikâye 📲 paylaşmışım. Milleti şampiyonlukla adeta doyurduk. Bir noktadan sonra insanlar “tamam kardeşim, anladık şampiyon oldunuz” moduna geçmiştir muhtemelen. 😂 Ama böyle anlarda insan taşınca taşıyor. 🥂
Bugün aynı zamanda Anneler Günü. 💕
Ama klasik bir “kutlu olsun” yazısı yazmak istemiyorum. Çünkü artık birçok özel gün gibi bunun da giderek samimiyetini kaybettiğini düşünüyorum. Anneler Günü’nün kendisinden çok, ne hediye alındığı konuşulur oldu. Çiçek, takı, kampanya, indirim reklam… Duyguların önüne sürekli bir tüketim baskısı çıkıyor.
Aslında burada saf bir kapitalizm nefreti dile getirmiyorum. Mesele bundan daha başka bir yerde. İnsanların en saf duygularının bile zamanla maddiyata çevrilmesi rahatsız ediyor beni. 😕 Sevginin ölçüsünün hediyeyle 🎁, jestin fiyat etiketiyle 🏷️ değerlendirilmesi garip geliyor. Sanki hissetmek yetmiyor da, mutlaka satın almak gerekiyormuş gibi. 🤔
Halbuki bazı duyguların maddi karşılığı olmamalı. Bir annenin emeği, sabrı, sevgisi; bir güne sıkıştırılabilecek ya da bir hediyeyle karşılanabilecek şeyler değil. 👩👧👦 Belki de bu yüzden artık birçok özel gün, hissettirmekten çok “tüketmeye teşvik eden” günlere dönüşüyor.
Ve bu gerçekten biraz üzücü. 😔