18 Ocak 2025 Cumartesi

Hayatımdaki Cepheler

 Yeni yıla girmenin akabinde Ankara’ya -altı aydır gelmiyordum- gitmenin zamanı deyip geldik eşimle. Geniş ailelerin burada olması muhakkak temel faktörlerden biridir ama Ankara’yı özlediğimizi fazlasıyla hissettik. Zaten her yerde Ankara güzelleşmesi yapıyorken bir de burada , bu hususa değinmemek olmaz değil mi? Yok yok. Bu kadar Ankara atıfı yeter. Çünkü bizlere de zor oluyor. Her defasında Ankara sonrası İstanbul’a dönmek. Ama ne demişler, doğduğun yer değil doyduğun yer. Biz de şimdilik burada doyuyoruz.

  Yeni yıl geldi. İşler hafifledi. İş yerindeki kaosun her ne kadar şekli değilse de bu da yetti bana. Yönetim kadrosundaki değişimlerden ziyade işbazlı yüklerimin hafiflemesine odaklanıyorum . Bu da o kadar sorun teşkil etmiyor. 

  Malum gerekli muhasebe yapıldı. Hedefler koyuldu. Önceki yazılarda da yer verdik. Ama dikiş tutmadı, devamlılık sağlanmadı. Kopmadım, yarıda bırakmadım. Ama istediğim hızda da ilerleme olmadı. Hani Şairin dediği gibi; “her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği” haldeyim. Bir yandan İngilizceye bakayım diyorum, diğer yandan Kur’an Arapçası öğreneyim diyorum. Mevzuat ise ilk hedefti. Zayıflamak da listede. O kadar cephe açtım ki kendime. Ve farkettim sadece kendimle savaşıyorum. Ve haliyle galip de gelemiyorumSanırım ‘başla/bitir’ yöntemiyle devam etmeyliyim. Keza hiçbir şey yapamıyorum.

  Şimdi bu buhranlı zihin yapısını, Ankara’da bir bardak suyu yudumlarken metne yansıtıyor, İstanbul’a dönmeden gerçekçi bir takvime sahip olmam gerektiğini biliyorum. 

   İstanbul’a döndükten sonra, aklımda bir şeyler olmalı ve işe koyulmalıyım beklemeksizin. O yüzdendir ki fikirler ve hedefler savaşında hangi cephe ile devam edeceğime , hangilerini önce feda edeceğime karar vermeliyim. 

   Arkadaş, ne zor imiş yaşamak ! 

3 Ocak 2025 Cuma

Büyük lokma da yedim büyük laf da ettim.

 Bu sabah 07.18’de uyanıverdim -benim için afaki bir saattir- telefonun saatine baktım ve bir anda ve nedense önceleri bu saatte kalkıp -uykumu almış vaziyette- güne başlardım. Ama şehir değişikliği ile birlikte, İstanbul’un havasını solumaya, temposu içinde kaybolmaya başladığımdan beri sabahları uyanmak bir miktar zulüm etkisi yarattı bende. Bu sabah 07.18’de uyanıvermeden önce hep İstanbul’a suç atardım ama bu sabah kafam dank etti. Yine büyük konuşmadan ötürü idi her şey. 

Evvel zaman önce, üniversiteden mezun olmaya ramak kala, bir sohbet ortamında meslek hedeflemesi hakkında konuşurken bir yakınım gibi ASLA böyle kariyer çizmeyeceğimi söylemiştim. Ve ne yazıkki toyluğumdan ötürü biraz küçümseme vardı. Çünkü üniversite hayatım başarılı geçmişti. Böyle bir kariyer seçmeyecektim tabiki. Ama ne oldu? Tam anlamıyla xxx kurumunda çalışır oldum. Hem de senelerce (6 yıl) sonra istediğim mesleğe geçtim. O an büyük lokmayı yemekle birlikte büyük laf da ettiğimi anlamıştım.

Yine evvel zaman içinde, Ankara’da yaşayan biri olarak İstanbul’da yaşamanın delilik olduğunu, kalabalık ve gürültülü olduğundan ASLA burada yaşamayacağımı söylemiştim defalarca. Ama şuan nerdeyim , tam da İstanbul’dayım hem de iki buçuk yıldır. 

Bu sabah 07.18’de uyanıverdim ve cvvel zaman içinde söylediğim başkaca bir büyük laf aklıma geldi. Ya da farkındalık oluştu. Bir yakınım uykuyu çok severdi ve haftaiçi işten dönünce ve özellikle haftasonu öğlene dek yatar uyurdu. Ben de o vakitler tabi erken kalkardım. Bazen saat 7 gibi bazen 6 gibi. Ve onun uyku sever hali karşısında hayretler içinde kalır, bu saate kadar nasıl uyuyabilir bir insan diye laflar ederdim. Kendimin ASLA bu saatlere kadar uyuyamayacağını söylerdim. Ama bu memlekete geldim geleli haftaiçi yemek sonrası uyuklama -hem de oturduğum yerde- haftasonu işe saat 10’u geçecek şekilde uyanmalar halindeyim. Dediğim gibi bunları da hep İstanbul ve İstanbul’a duyduğum sevgiden (!) kaynaklandığını düşünürdüm tâ ki bu sabah 07.18’de uyanıvermeden önce.

Farkettim ki, ASLA demenin getirdiği bir lanet varmış üzerimde. Belki kibir belki kendimden -karşılığı olmayan- fazla emin olma durumundan ötürü asla demenin kolaylığını seçmiş ama ağırlığını hiç anlayamamışım, görememişim. Meslek seçiminde laf gelişi idrak ettiğimi söylesem de bu durumu , her defasında büyük laf etmeye devam etmişim.

Yılın ilk günlerinde bunu anlamam belki de iyi oldu. Ağızdan çıkan sözlerin bir sihir gibi etki yarattığını , bunun da hayatı zaman zaman tepe taklak edebileceğini, bu huydan vazgeçilmesi gerektiğini anlamam iyi oldu.

Bu yılı, çok düşünüp az konuşarak , ‘az cümle çok yazı’ diye sloganlaştırıp böyle geçirmeye niyet ediyorum. ‘Asla bir daha büyük laf etmeyeceğim’ gibi bir cümle kullanmaktan kaçınıyorum. Keza insan kaçtığına yakalanır. 

Vel hâsıl, sabah sabah bir anda gelen idrak, belki de önemli bir anlam ifade edecek hayatımda. Kendime nasihatler ede ede yazıyı sonlandırıyor, sizlere güzel bir haftasonu diliyorum. 

29 Aralık 2024 Pazar

GASSAL

 Son zamanlarda izlediğim en iyi Türk dizilerinden biri. 2024 bitmede
yıla damgasını vurdu bence. Yönetmen koltuğunda Selçuk Aydemir var.  Selçuk Aydemir ; Çalgı Çengi, İşler Güçler , Kardeş Payı ve Düğün Dernek’in de yönetmeni. 10 bölümden oluşan dizide ana tema gassal ve buna bağlı olarak ölüm metaforu. Komedi unsurları bulunsa da dizinin temasının önüne geçmiyor.  Ki bu tema üzerine sayfalarca yazılacak çok şey var.

21 Aralık 2024 Cumartesi

Bi’ miktar espresso


 “Sabah kahve içmeden kendime gelemiyorum.” diyenlerden değilim ama kahve içmek -özellikle sabah- keyif veriyor bana. 

10 Aralık 2024 Salı

Sabah Uyanmaları

 
Kış vaktinde sabah uyanmalarının getirdiği zoraki halleri bir tarafa bırakınca; sabah içtiması gibi kapı önünde bekleyen kedi ayrıntısı ile gün başlamıştır. 



6 Aralık 2024 Cuma

Bir Hafta Daha Bitti.

Bir haftanın sonuna geldik. Kısa bir yazı yazmak için ayırdım kendime 10-20 dakika. Sonra uyku moduna geçeceğim. 

Bu hafta iş yerinde ekstra bir iş için yoğun çalıştım. Bunun daimini ister misin dediler, dedim ekstra işin ekstra ücreti nedir? Cevap 150,00₺ . Yanlış okumadınız, yüz elli lira. Kalsın, gerek yok dedim. Bazı şeylerin değeri bilinmiyor ve karşılığı yok gibi. Ama bu denli de olduğunu tahmin edemezdim. 

Spotify uygula-masından yıl boyunca bolca şarkılar dinledim. Bu hafta ise yılın özetini çıkardı uygulama. Ekte mevcuttur neler dinlemişim çokça. 1143 dakika. Bu da yaklaşık 19,05 saat.


Netflix’te uzun zamandır keyifle izlediğim bir dizi çıkmamıştı tâ ki When The Phone Rings çıkana kadar. Eşimle izliyoruz. YKlasik Netflix tadında değil. Ailecek izlenir. Ama gel gör ki 5.bölümü bugün, 6.bölümü yarın yayınlayacaktı; olmadı. Malum Güney Kore’de yaşananlardan ötürü, haftaya yayınlanacakmış. Bu bir miktar üzdü. 


4 Aralık 2024 Çarşamba

Kişisel Blog Yazıları #6: Stefan Zweig’ın Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor’a Bir Bakış

Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor, varoluşsal sorgulamalara ve insanın iç dünyasına derinlemesine yolculuk sunan bir roman niteliğinde olup başkarakter Rahel geçmişindeki bir olayla yüzleşerek varoluşsal bir hesaplaşma içerisine giriyor.

Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor’da Zweig, Rahel ve Yakup’un Eski Ahit’teki hikayelerini yeniden yorumlayarak, insanın günah, pişmanlık ve affetme gibi evrensel temaları ele alıyor. Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, Rahel’in geçmişindeki bir cinayetin vicdanında yarattığı derin izleri ve bu izlerin onu yaşam boyu takip etmesini anlatışı.

Bu romanda aklımda kalan başlıca temalar şunlar:

* Vicdanın Sesi: Rahel, işlediği cinayetin ağırlığı altında ezilirken, vicdanının sesini sürekli olarak duyar. Bu durum, insanın kendi iç dünyasıyla olan mücadelesini gözler önüne seriyor.

* Affetme ve Bağışlanma: Rahel, işlediği suçu affettirmek için çabalarken, aynı zamanda kendi kendisini affetmeye çalışır. Bu arayış, insanın en temel ihtiyaçlarından biri olan bağışlanma ihtiyacını vurgular.

* Varoluşun Anlamı: Roman, Rahel’in yaşamının anlamını sorgulaması ve bu sorgulama sürecindeki içsel dönüşümünü anlatır. Bu durum, insanın varoluşsal sorgulamalarına ve yaşamın anlamını bulma çabasına dair derinlemesine bir inceleme sunar

Romanın en etkileyici yönlerinden biri, Zweig’ın psikolojik derinliği. Yazar, karakterlerin iç dünyalarını o kadar başarılı bir şekilde yansıtıyor ki, okur kendini onların yerine koyarak onların duygularını ve düşüncelerini yaşayabiliyor.

Sonuç olarak, Rahel Tanrıyla Hesaplaşıyor, Stefan Zweig’ın ustalıklı kaleminden çıkmış, insanın iç dünyasına ve varoluşsal sorgulamalara dair derinlemesine bir inceleme sunan etkileyici bir roman.

KİŞİSEL BLOG YAZILARI #53: DEĞİŞİM

Sabah namazı sonrası, nedense buraya gelip yazasım geldi. Zaten epey ilgi ve merak konusunda düşme var buraya karşı. Oysaki ne kadar sakin b...