16 Şubat 2026 Pazartesi

Kişisel Blog Yazıları #43: Düşünmemeyi Düşünmek !

     Haftanın ilk iş gününde, ilk saatlerinde mesai arkadaşım böyle dedi; düşünmemeyi düşünüyorum. Hemen akabinde şerhimi düştüm. Bu bir paradoks değil mi¿ Nihayetinde düşünmüş olmuyor musun ¿ Hem insan düşünmekten kendini alıkoyabilir mi¿ Düşünmek, kimi filozoflar için bir varlık kaynağı değil mi¿ Buna benzer diyalog halinde olduk.

  Tesadüf müdür bilemem ama son zamanlarda benim de üzerine kafa yorduğum bir şeydi bu. Düşünmekten kasıt nedir, amaç nedir, sonuç nedir¿ Bu gibi sorular kafamı kurcalıyordu. Kesinlikle düşünmek kıymetli ve her şeyin başı idi. Vardığım netice bu yargı oldu. Peki nasıl düşünürüz¿ İşte şurası geleneksel halden biraz farklı ; kendimizle konuşarak! 

     Şunu farkettim biz kendimizle hiç konuşmuyoruz. Şu sosyal medya batağında, her şeye kulak veriyor ama kendi sesimize, iç sesimize kulak vermiyoruz. Oysaki kendi kendimize konuşsak biraz. Belki derdimizi anlatsak kendimize, çareler de bulabiliriz, çözüm üretebiliriz. Oysaki namümkün. Bir reels izleme süremiz 3-5 saniyeyi geçmiyor, üstelik bunu yüzlerce kez yapıyoruz gün içinde. Ama kendi sesimize günde birkaç kez dikkat etsek, neler değişir neler. 

     Siz kendinizle en son ne zaman konuştunuz? 



15 Şubat 2026 Pazar

Kişisel Blog Yazıları #42: Bloğa Çeki Düzen

 Bloğa çeki düzen verdim biraz. www.yasamdanyazilarblog.com adlı blog arkadaşından esinlenerek , yazı başlıklarına kaçıncı paylaşım olduğunu ekledim. Tema konusunda ise artık son kararım bu olsa gerek. Değiştirmek pek. Az biraz eklentiler kaldı , sayfa başlıkları ve etiketler gibi. Onları da yaptım mı kalmıyor geriye bir şey.

Cuma günü Galatasaray’ın Eyüpspor ile maçı vardı. Keyiflice izledim. Skor 5-1 . Ve ayrı keyif veren ise İcardi’nin hat-trick yapması. Özlemişiz böyle performansını. Haftaya Avrupa maçı var, sabırsızlıkla bekliyoruz. Maç saati de öyle geç değil. 

Epstein meselesi ile ilgili iki kelam etmek istiyorum ama bunu ayrı bir yazıda yazacağım. Zamanında doğu medeniyeti meselesi ele alınıyor ve sorunları dile getiriliyordu. Haklı yönleri vardı eleştirilerin. Ama batı medeniyetinin içler acısı hali, ahlaktan insanlıktan nasibi almamasını pek de konuşmadık. Buna dair iki kelam edeceğim.

İşe yürüyerek gidiyordum son zamanlarda yaklaşıl 20 dk sürüyordu. Ama Ramazan ayı geliyor. Haliyle yürür müyüm bilemedim. Belki bi iki gün test ederim. Duruma göre hareket ederim. 

4 Şubat 2026 Çarşamba

Kişisel Blog Yazıları #40: Sabah sabah yazmalar

    Telefonla bir şeylere uğraşmaya başladıkça, zamanımı katlettiğimi, düzenimin işlerliğini kaybettiğini ve zaman kaybı kadar değerli olan kendimle konuşma fırsatı bulamadığımı farkettim. Evet, kendimle konuşmuyor, eğriyi doğruyu tartma, plan program yapma gibi şeyleri düşünmüyor ve buna da zaten zaman bırakmıyor oluşumu acı olsa da farkettim.

   Telefon bağımlılığının yaşı yokmuş. Benim gibi otuzunu geçen birilerinin de - belki de en çok bu yaş grubunda vardır, araştırırız bir ara- elinde telefon eksik olmazmış. Öyle sosyal medyalarda çok paylaşım yapan biri de olmama rağmen.
Peki benim zamanımı ve kendimle konuşma fırsatını engelleyen telefonda ne yapıyorum? 

    Hiç.

   Evet evet hiç. Twitter’da gündemi takip etmeler , hesaplara bakmalar, video izlemeler ya da aynısını instagramda yapmalar. Onun dışında pek de kayda değer bir şey yok. Öyle etkin ve verimli kullanım da değil. Hali hazırda bir fayda sağladığımı da görmedim. 

   Velhasıl, bu beşinci günde, kafam daha berrak. Kendimle konuşmaya başlamış biri olarak sanki stres seviyemde bir azalma durumu var. Tabi bunun bir alışkanlık halini alması, sabahtan karar verip akşama olması gibi hızlı gelişmeyecek. Ama bir şeylerin değişimi şart. Bu değişim, benim de çanak tuttuğum, zemin hazırladığım klasik tüketim toplumu bireyine karşı bir itiraza olacak. 
Gerçi sen en son kendinle ne zaman konuştunuz? 

1 Şubat 2026 Pazar

Kişisel Blog Yazıları #39: Gece Yarısı Kütüphanesi \ Matt Haig

Gece Yarısı Kütüphanesi, varoluşsal sorgulamalara ve insanın iç dünyasına derinlemesine yolculuk sunan bir roman niteliğinde olup başkarakter Nora Seed geçmişindeki pişmanlıklarla yüzleşerek varoluşsal bir hesaplaşma içerisine giriyor.
Gece Yarısı Kütüphanesi’nde Matt Haig, alternatif yaşamlar fikri üzerinden insanın seçimlerinin hayat üzerindeki etkisini yeniden yorumlayarak, pişmanlık, umut ve anlam arayışı gibi evrensel temaları ele alıyor. Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, Nora’nın farklı hayatları deneyimledikçe kendi yaşamına dair bakış açısının dönüşmesini ve yaşamanın değerini yeniden keşfetmesini anlatışı.
Bu romanda aklımda kalan başlıca temalar şunlar:

  • Pişmanlık ve Keşkeler: Nora, geçmişte verdiği kararların sonuçlarını farklı hayatlar aracılığıyla deneyimlerken, pişmanlık duygusunun insan zihninde yarattığı yük ve içsel çatışma açık biçimde ortaya konuluyor.
  • Hayatın Anlamı: Nora, kusursuz bir yaşam arayışı içindeyken zamanla sıradan anların ve küçük mutlulukların değerini fark eder. Bu durum, insanın yaşamın anlamını bulma çabasına dair güçlü bir vurgu oluşturur.
  • İçsel Dönüşüm: Roman, Nora’nın yaşadığı ruhsal kırılma noktaları ve bu süreçte geçirdiği değişimi ele alarak, bireyin kendiyle yüzleşmesi sonucunda yaşadığı farkındalık sürecini gözler önüne serer.

Romanın en etkileyici yönlerinden biri, Haig’in psikolojik derinliği. Yazar, karakterin iç dünyasını sade ama etkili bir anlatımla yansıtarak, okurun kendini Nora’nın yerine koymasını ve onun duygularını yakından hissetmesini sağlıyor.
Sonuç olarak, Gece Yarısı Kütüphanesi, Matt Haig’in ustalıklı anlatımıyla, insanın iç dünyasına ve varoluşsal sorgulamalarına dair derinlikli bir okuma deneyimi sunan etkileyici bir roman.

KİŞİSEL BLOG YAZILARI #53: DEĞİŞİM

Sabah namazı sonrası, nedense buraya gelip yazasım geldi. Zaten epey ilgi ve merak konusunda düşme var buraya karşı. Oysaki ne kadar sakin b...