Kişisel Blog Yazıları #52: Ahlaksızlığın Başlangıç Noktası

Beyaz yakalılar arasında maaş zamları dışında bazen felsefi konular da dönebiliyor. Bugün de öyle bir gündü. Yine ayaküstü başlayan ama akıllarda soru işaretleri bırakan sohbetlerimizden birinde, ahlakın ne zaman başladığını ve sınırsız özgürlüğün ahlaksızlık üretip üretmediğini tartıştık.

Şu var ki, ahlakın kendi başına bir tanım sorunu yaşadığı da aşikâr. “Ahlak nedir?” sorusuna verilen cevaplar kişiden kişiye değişebiliyor. Birine göre son derece meşru görünen bir davranış, bir başkası için kabul edilemez olabiliyor. Peki bu belirsizlik içinde, eyleme dönüşmeyen düşünceleri ahlak terazisine koymak mümkün mü?

Sohbet sırasında ortaya atılan görüşlerden biri, ahlaksızlığın düşüncede başladığıydı. Hatta düşüncede gerçekleşen bir aldatmanın bile ahlaksızlık sayılabileceği ifade edildi. Bir erkeğin ya da kadının, evli olsun ya da olmasın, başka birini beğenerek onu hayal dünyasına dahil etmesi bir aldatma mıdır? Bu soruya hem “evet” hem de “hayır” diyecek insanların çıkacağını tahmin etmek zor değil.

Aristoteles, insanın karakterini düşüncelerinden çok alışkanlıkları ve davranışları üzerinden değerlendirir. Buna karşılık birçok düşünür, ahlaki bozulmanın önce zihinde filizlendiğini savunur. Belki de asıl mesele, zihinden geçen her düşüncenin bizi tanımlayıp tanımlamadığıdır.

Sonuçta insan, yalnızca düşünen değil aynı zamanda eyleyen bir varlıktır. Zihin sonsuz ihtimaller üretir; arzu eder, öfkelenir, kıskanır, hayran olur. Fakat insanı tanımlayan şey çoğu zaman düşündükleri değil, yaptıklarıdır. Yine de çağımızda düşünce ile eylem arasındaki mesafe giderek kısalıyor. Belki de geleceğin ahlak tartışmaları, tam olarak bu çizginin nerede başlayıp nerede bittiğini anlamaya çalışacaktır.

Yorumlar

Popüler Yayınlar