• Kırmızı elbise giyen adama ne denir? -Albay
• İneğiin en sevmediği element nedir? -Azot
• Bekar olan nasıl yaşar? -Eşsiz yaşar
Modern günlük desek yeridir. Biraz kitap, biraz film, biraz buhranlı günler, biraz da anılar…
İnsan otuz beşinden sonra değişir mi? Mesela sabahları kalkarken dinç kalkar mı? Hatta gün ışırken kalkar mı? Tam anlamıyla dengeli beslenir mi? Sporu hayatına dahil edebilir mi? Rafine zevkleri oluşur mu? Çiçek bakmayı becerir mi? Misal otuz beşinden sonra yabancı dil öğrenir mi? Kendisine bir kütüphane inşa edebilir mi?
Otuz beşinden sonra hayır diyebilir mi insan? Öğrenebilir mi bunu? Velhâsıl insan otuz beşinden sonra yaşar mı?
Son zamanlarda zaman yönetimine kafayı takmış bulunmaktayım. İlk aşamada neyin nelerin zamanımı aldığını daha doğrusu çaldığını düşünür oldum.
Telefon kullanımının bendeki etkisi çok fazla. Telefondan kasıt tabi ki sosyal medya kullanımı. Öyle çok paylaşım yaptığım da yok. Ama bir şeyler izlemeye ya da okumaya dair hipnotize olmuş gibiyim.
Ama son zamanlarda bir farkındalık geldi. Azaltmam gerektiği yönünde. Bir zamanlar buralara uğradığımda instagram ve twitter'da zaman harcamıyordum. Şimdi yine aynısını yapacağım. Hem zaman geçirmeyi azaltmış hem de niteliğini değiştirmiş olurum bu sayede
Artık okuma alışkanlığımı kazandım. Uzmanlık (a kadro) sınavları yüzünden roman okumayı unutmuştum. Ama şimdi iş anlamında her şey rayına oturunca, peş peşe klasikleri okumaya başladım. Şuan elimde Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor (Stefan Zweig) var. Yarısı bitti. Birkaç güne kalan kısmı da biter ve inceleme yazısı da gelir peşinden.
Kahve ile ilgili halen kafamda net bir karar yok. Tüketimini azaltacak mıyım, bir düzene koyacak mıyım, buna gerek var mı? Bilemiyorum. Kimisi bir fincandan ötesi zararlı kimisi dört kupaya kadar gider yolu. Halen araştırma peşindeyim. Nihayete erince buraya da yazarım.
Bu sezon Galatasaray maçlarına doyduk. Geçen iki sezon öyle güzel geçti ki, şimdi belki de Avrupa’da bir şeyler olur düşüncesindeyim. Haftalık maçlarını kaçırmamaya gayret ediyorum. Güzel saatler oluyor.
Ele alacağım son husus ise şu sağlıklı beslenme olayı. Bir türlü zihnimdeki şeyleri yaşamıma aksettiremedim. Doğal beslenmeden tutun dengeli beslenmeye kadar birçok şey var zihnimde ama nafile. Tatbik olmuyor hayatıma. Ama sürece evde yoğurt mayalayarak başlayacağımız birkaç gün sonra alacağım sütle. Ayrıca gazlı içecek belasına da bir çeki düzen vermek lazım. İçiyorum çok. Abur cubur yememek ve özellikle fastfood yeme alışkanlığını bırakmak konusunda var aklımda bir şeyler.
Şimdilik bu kadar sayın okuyucu. Hafta içi nasip olursa birkaç kelam için yine burada olurum. Hadi güzel bir hafta dileğiyle…
Halil Cibran’ın Ermiş adlı kitabına giriş yaptım. Bu hafta bitiririm gibi. Ardından da zaten incelemesi yazısı yazarım. Çok okunma gayesi ile instagram ve Twitter adreslerinde paylaşmıştım bazı yazılarımı. Hata imiş. Buraya rahat ve uzun bir yolda yürümek için, sadece burasının olması gerekirmiş. Ki bu tamamen benim şahsi görüşümdür. Aksini yapanlar vardır muhakkak.
Sabah erken kalkıyorum bir beyaz yakalı olduğumdan. Öğlen için sandviç hazırladım kendime. Her ne kadar iş yerinde yemek çıksa da, hem aralıklı oruç dedikleri iki öğünlü beslenmeden hem de çıkan yemeklerin yağlı olmasından ötürü böyle bir beslenme yapalım dedim. Sonucunu da görüyorum. Biz erkeklerin öyle kilo dertleri olmaz ama sağlık evvela. Sağ olsun büyüklerin genetik mirası öyle güzel olmayınca, kalp-damar meseleleri ayrı önem kazanıyor.
Bugün işe malumunuz geç gideceğim. Normalde 8de çıkıyorum ama ehliyet içim ASM’ye gideceğim. Ordan geçerim işe artık. Şimdi bloğun şeklini şemalini belirleme çabası.
Sabah namazı sonrası, nedense buraya gelip yazasım geldi. Zaten epey ilgi ve merak konusunda düşme var buraya karşı. Oysaki ne kadar sakin b...