Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kişisel Blog Yazıları #5: Yoğunluk ve Yorgunluk Bir Arada & GS MAÇI VAR

Bu aralar yoğunluk da yorgunluk da bir arada. Tabi yoğunluk olduğu için yorgunum demek, işin kolay tarafı. Ama kimi arkadaşlara baktığımda, hatta çocuklu arkadaşların günlerinden ensanteler dinlediğimde hayretler içinde kalıyorum. Ben de eşim de eve geldiğinde zor bela yemek işini hallediyor ardından kanepelere yayılıyoruz. Ve sonrasında da dişe dokunur bir icraat içinde olmuyoruz. Oysaki yemek sonrası; bir yürüyüş olur, bir film izlemek olur ya da bir şeyler okumak olur (İngilizce , tefsir, mevzuat vs.) yapılabilir diye zihnimde düşüneduruyorum. Lâkin mümkün olmuyor. Zihinde var vücutta yok.  Bugün maç vardı Galatasaray’ın. İlk dakikada talihsiz bir gol yedik ama olsun. İyi toparladık. Biraz derli toplu oynasak ya da mesela İcardi olsa net galibiyet ile dönerdik. Batshuayi değişikliği erken oldu. Ama Metehan’ın girmesi ve kendisini göstermesi çok iyi. Nihai olarak bir puan bir puandır. Yenilmedik ya. Bekleyelim bakalım sonraki maçı. İş yerinde durumlar fena. Yan servisin şefi bi g...

Kişisel Blog Yazıları #4: İnsan otuz beşinden sonra değişir mi?

      İnsan otuz beşinden sonra değişir mi? Mesela sabahları kalkarken dinç kalkar mı? Hatta gün ışırken kalkar mı? Tam anlamıyla dengeli beslenir mi? Sporu hayatına dahil edebilir mi? Rafine zevkleri oluşur mu? Çiçek bakmayı becerir mi? Misal otuz beşinden sonra yabancı dil öğrenir mi? Kendisine bir kütüphane inşa edebilir mi?  Otuz beşinden sonra hayır diyebilir mi insan? Öğrenebilir mi bunu? Velhâsıl insan otuz beşinden sonra yaşar mı?

Kişisel Blog Yazıları #3: Merhabalar

Son zamanlarda zaman yönetimine kafayı takmış bulunmaktayım. İlk aşamada neyin nelerin zamanımı aldığını daha doğrusu çaldığını düşünür oldum. Telefon kullanımının bendeki etkisi çok fazla. Telefondan kasıt tabi ki sosyal medya kullanımı. Öyle çok paylaşım yaptığım da yok. Ama bir şeyler izlemeye ya da okumaya dair hipnotize olmuş gibiyim. Ama son zamanlarda bir farkındalık geldi. Azaltmam gerektiği yönünde. Bir zamanlar buralara uğradığımda instagram ve twitter'da zaman harcamıyordum. Şimdi yine aynısını yapacağım. Hem zaman geçirmeyi azaltmış hem de niteliğini değiştirmiş olurum bu sayede Artık okuma alışkanlığımı kazandım. Uzmanlık (a kadro) sınavları yüzünden roman okumayı unutmuştum. Ama şimdi iş anlamında her şey rayına oturunca, peş peşe klasikleri okumaya başladım. Şuan elimde Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor (Stefan Zweig) var. Yarısı bitti. Birkaç güne kalan kısmı da biter ve inceleme yazısı da gelir peşinden. Kahve ile ilgili halen kafamda net bir karar yok. Tüketimini azalt...

Kişisel Blog Yazıları #2: Haftaya Başlarken

 Pazar günü yazmayı planladığım yazıyı, rutin ev işleri sebebiyle yapamadım. Hanımla iş bölümü yaptık malum. Ve “perdelerin yıkayacağım” adı altında işi bana kitledi. Perde işini biz erkekler yapıyoruz , bu netlik kazansın. Cumartesi günü Netflix üzerinden “Catfishing Kabusu” adlı belgesel tadında bir film izledim. İngiltere’de geçiyor olay. Günümüzün ilişki türlerini düşününce bu gibi kabus niteliğinde olay herkesin başına gelebilir. Türk sosyal medyada “İfşa” gündem iken bir de bu eklenebilir. Halil Cibran’ın Ermiş adlı kitabına giriş yaptım. Bu hafta bitiririm gibi. Ardından da zaten incelemesi yazısı yazarım.  İş yerinde, bugün bir yazı geldi. ‘Kişisel Verileri Koruma’ ile alakalı bir makale yarışması gibi bir şey. Hiç böyle şeylere katılmamıştım. Ama katılmak, en azından böyle girişimlerde bulunmak güzel olur. İlk olacak benim için. Benimkisi bir makaleden ziyade deneme olur ama olsun.  Bu akşam derbi var. Sezon öncesi 5-0lık ağır yenilginin rövanşı gibi. Seyir zevki...

Kişisel Blog Yazıları #1: İlk Gönderi

 Günaydınlar Herkese. Direkt mevzuya giriş yapayım. Gel gelelim ilk blog sayfam değil burası ama yeniden bir sayfa açma isteği uyandı bende. Öyle sosyal medya hesapları ile ilintili olmayan, günlük hayatta kimseye bahsetmediğim ve gerçekten kendimi , esasen zihnimi buraya döktüğüm bir sayfa olsun istedim.   Çok okunma gayesi ile instagram ve Twitter adreslerinde paylaşmıştım bazı yazılarımı. Hata imiş. Buraya rahat ve uzun bir yolda yürümek için, sadece burasının olması gerekirmiş. Ki bu tamamen benim şahsi görüşümdür. Aksini yapanlar vardır muhakkak.  Sabah erken kalkıyorum bir beyaz yakalı olduğumdan. Öğlen için sandviç hazırladım kendime. Her ne kadar iş yerinde yemek çıksa da, hem aralıklı oruç dedikleri iki öğünlü beslenmeden hem de çıkan yemeklerin yağlı olmasından ötürü böyle bir beslenme yapalım dedim. Sonucunu da görüyorum. Biz erkeklerin öyle kilo dertleri olmaz ama sağlık evvela. Sağ olsun büyüklerin genetik mirası öyle güzel olmayınca, kalp-damar meselele...