Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kişisel Blog Yazıları #43: Düşünmemeyi Düşünmek !

      Haftanın ilk iş gününde, ilk saatlerinde mesai arkadaşım böyle dedi; düşünmemeyi düşünüyorum. Hemen akabinde şerhimi düştüm. Bu bir paradoks değil mi¿ Nihayetinde düşünmüş olmuyor musun ¿ Hem insan düşünmekten kendini alıkoyabilir mi¿ Düşünmek, kimi filozoflar için bir varlık kaynağı değil mi¿ Buna benzer diyalog halinde olduk.   Tesadüf müdür bilemem ama son zamanlarda benim de üzerine kafa yorduğum bir şeydi bu. Düşünmekten kasıt nedir, amaç nedir, sonuç nedir¿ Bu gibi sorular kafamı kurcalıyordu. Kesinlikle düşünmek kıymetli ve her şeyin başı idi. Vardığım netice bu yargı oldu. Peki nasıl düşünürüz¿ İşte şurası geleneksel halden biraz farklı ; kendimizle konuşarak!       Şunu farkettim biz kendimizle hiç konuşmuyoruz. Şu sosyal medya batağında, her şeye kulak veriyor ama kendi sesimize, iç sesimize kulak vermiyoruz. Oysaki kendi kendimize konuşsak biraz. Belki derdimizi anlatsak kendimize, çareler de bulabiliriz, çözüm üretebiliriz. Oysak...

Kişisel Blog Yazıları #42: Bloğa Çeki Düzen

 Bloğa çeki düzen verdim biraz.  www.yasamdanyazilarblog.com  adlı blog arkadaşından esinlenerek , yazı başlıklarına kaçıncı paylaşım olduğunu ekledim. Tema konusunda ise artık son kararım bu olsa gerek. Değiştirmek pek. Az biraz eklentiler kaldı , sayfa başlıkları ve etiketler gibi. Onları da yaptım mı kalmıyor geriye bir şey. Cuma günü Galatasaray ’ın Eyüpspor ile maçı vardı. Keyiflice izledim. Skor 5-1 . Ve ayrı keyif veren ise İcardi ’nin hat-trick yapması. Özlemişiz böyle performansını. Haftaya Avrupa maçı var, sabırsızlıkla bekliyoruz. Maç saati de öyle geç değil.  Epstein meselesi ile ilgili iki kelam etmek istiyorum ama bunu ayrı bir yazıda yazacağım. Zamanında doğu medeniyeti meselesi ele alınıyor ve sorunları dile getiriliyordu. Haklı yönleri vardı eleştirilerin. Ama batı medeniyetinin içler acısı hali, ahlaktan insanlıktan nasibi almamasını pek de konuşmadık. Buna dair iki kelam edeceğim. İşe yürüyerek gidiyordum son zamanlarda yaklaşıl 20 dk sürüyordu. Am...

Kişisel Blog Yazıları #41: Camideki Levhalar (Ali)

 

Kişisel Blog Yazıları #40: Sabah sabah yazmalar

    Telefonla bir şeylere uğraşmaya başladıkça, zamanımı katlettiğimi, düzenimin işlerliğini kaybettiğini ve zaman kaybı kadar değerli olan kendimle konuşma fırsatı bulamadığımı farkettim. Evet, kendimle konuşmuyor, eğriyi doğruyu tartma, plan program yapma gibi şeyleri düşünmüyor ve buna da zaten zaman bırakmıyor oluşumu acı olsa da farkettim.    Telefon bağımlılığının yaşı yokmuş. Benim gibi otuzunu geçen birilerinin de - belki de en çok bu yaş grubunda vardır, araştırırız bir ara- elinde telefon eksik olmazmış. Öyle sosyal medyalarda çok paylaşım yapan biri de olmama rağmen. Peki benim zamanımı ve kendimle konuşma fırsatını engelleyen telefonda ne yapıyorum?       Hiç.    Evet evet hiç. Twitter’da gündemi takip etmeler , hesaplara bakmalar, video izlemeler ya da aynısını instagramda yapmalar. Onun dışında pek de kayda değer bir şey yok. Öyle etkin ve verimli kullanım da değil. Hali hazırda bir fayda sağladığımı da görmedim.  ...

Kişisel Blog Yazıları #39: Gece Yarısı Kütüphanesi \ Matt Haig

Gece Yarısı Kütüphanesi , varoluşsal sorgulamalara ve insanın iç dünyasına derinlemesine yolculuk sunan bir roman niteliğinde olup başkarakter Nora Seed geçmişindeki pişmanlıklarla yüzleşerek varoluşsal bir hesaplaşma içerisine giriyor. Gece Yarısı Kütüphanesi’nde Matt Haig , alternatif yaşamlar fikri üzerinden insanın seçimlerinin hayat üzerindeki etkisini yeniden yorumlayarak, pişmanlık, umut ve anlam arayışı gibi evrensel temaları ele alıyor. Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, Nora’nın farklı hayatları deneyimledikçe kendi yaşamına dair bakış açısının dönüşmesini ve yaşamanın değerini yeniden keşfetmesini anlatışı. Bu romanda aklımda kalan başlıca temalar şunlar: Pişmanlık ve Keşkeler : Nora, geçmişte verdiği kararların sonuçlarını farklı hayatlar aracılığıyla deneyimlerken, pişmanlık duygusunun insan zihninde yarattığı yük ve içsel çatışma açık biçimde ortaya konuluyor. Hayatın Anlamı : Nora, kusursuz bir yaşam arayışı içindeyken zamanla sıradan anların ve küçük mutlulukların de...

Kişisel Blog Yazıları #38: Bir musibet bin nasihattan iyi midir?

 Başlığa cevap veriyorum ; evet iyidir. Çünkü biz insanlar pek de iyi şeylere , kendime fayda sağlayacak sözlere kulak asmıyoruz. Ama ne yazıkki gelince başa bir şeyler ; kafa dank ediyor. Çeki düzen vermeye, yanlışı doğru yapmak için gayret göstermeye başlıyorsun. Oysaki en başka verilse kulak, yıpranmalar, keşkeler olmayacak. Ama namümkün. İlla bazı musibetler bizi bulacak. Ee buldu da. 2025in ikinci yarısının başında yaşanlar ile bu yılın ilk ayında yaşanlar birer musibet biraz elem keder minvalinde oldu. Ama sonrasına bakınca şer gibi görünenin bizim için hayır olduğunu gördük. Son yaşadıklarımdan da bazı dersler alınmış, alınan dersin notları yazılmıştır. Demek benim de bu hayatta tecrübe kazanma şeklim; gözlemden veya nasihattan değil bizatihi yaşamaktan geçiyormuş. Biraz maliyeti yüksek dersler bunlar. Ne diyelim, Allah beterinden saklasın. 

Kişisel Blog Yazıları #37:

 Halen, ezan okunur okunmaz vakit namazlarına hazır ve nazır olma durumunu geciktiriyorum. Erteleme öteleme desem değil ama dakik olma durumu da yok ne yazık ki ! Genel bir erteleme huyum var sanki (baş etmeye çalışıyorum.)  ama bunun namazda da geçerli olduğunu düşünmüyorum. Düşünmek istemiyorum. Bir kaç podcast dinledim erteleme ile ilgili ama doyurucu olmadı. Çözmek lazım bu alışkanlığı. 

Kişisel Blog Yazıları #35:

 Allah’ın insana yakın olması ile insanın Allah’a yakın olması arasında fark var. Her şeye hakim olan muhakkak ki her şeye yakındır. Ama insan, öylece bir hâl ile Allah’a yakın olamaz, yaklaşamaz. Her dem zikir ile ancak o yolda adım adım ilerlenir. Takva ile yakınlaşılır.

Kişisel Blog Yazıları #32: Mahalle Şantiyeye Döndü

   Mahalle şantiyeye döndü kentsel dönüşüm faslı yüzünden. Yıkılan bina değil de yıkılmayan binaları saysam daha kolay. Bunlardan biri de şuan oturduğum apartman. Gerçi bugün apartman whatsapp grubunda yönetici bu konuyu açtı. Toplantı yapacaklarmış. Böylece bana ev arama derdi başlamış oldu. Mübarek, evler de ne kadar uçtu. Biraz eli yüzü düzgün olsun dediğinde +40.000₺ oluyorsun. Bakalım nakliyesi, depozitosu vs. derken nasıl olacak o iş. Tabi önce apartman toplantısından ne karar çıkacak göreceğiz. Beklemedeyiz. 

Kişisel Blog Yazıları #31: 🌤 Pazartesinin Sendromsuz Hali

     Pazartesi günü normalde, bol sendromlu 😩 servise geç kalan 🚌 uykulu bir halde olmam gerekiyordu. Ama öyle olmadı. Sabah namazından sonra uyumadım 🌅 Telefonu elime almadan biraz uzandım. Sonra kahvaltı hazırladım 🍳ve inanır mısınız, servise geç kalmadım.      Bugün için kendime kattığım şey bu oldu galiba. Evden çıkınca da yine gökyüzü dikkatimi çekti ☁️ Nedense, bu aralar gökyüzü merak konusu oldu bende.      “Telafisi olmayan ihtimallerden karanlık sonlu ihmallere, zehirli ilişkilerden küpüne zarar asabiyete kadar; neredeyse herkes neredeyse her konuda iyi ve kötünün farkında.”      Serdar Kuzuoğlu ’nun “Kendim Ettim, Kendim Buldum” adlı podcastinde söylediği bu cümle kaldı aklımda. İnsan çoğu zaman bilerek zarar veriyor kendisine…ve sonra sanki bilmezmiş gibi davranıyor. İşe başlamadan önce dinledim, iyi geldi 🎧      🌱 Peki siz hiç, kendinize farkında olmadan zarar verdiniz mi?  

Kişisel Blog Yazıları #30: 🏙️ Gün Batımı, Beton ve Beyin Sisi

     Bir baktım gün batıyor 🌇 Kentsel dönüşümden felakete dönmüş sokağa bakayım dedim. Öyle renkli bir gökyüzü vardı ki, tam bir sonbahar havası 🍂Hemen fotoğraf çektim 📸 ve çektiğim fotoğrafı da Studio Ghibli tarzına çevirdim. Anime \ manga gibi durması ayrı güzel ✨      Bu arada sokak cidden şantiye alanı gibi 🏗️ Her yerde inşaat. İnşaat olmayan yerde de yıkım var 🧱Yan binayı yıkmaya başladıklarında ise altı gündür internetsiz kaldık 📡Her aradığımda saat verdiler ama bir türlü giderilmedi arıza. Artık yıkarken hangi kabloyu kopardılar Allah bilir 😅Güzelim memleketimde öncesi de sonrası da plansız olduğu için, tahminen altyapı ile ilgili (su, elektrik, gaz, internet vs.) haritalandırma yok. Öyle bodoslama bir dalış yapılıyor ⚡      Yıl sonu geliyor 📅 Ve iş yerinde zamanaşımına yönelik işlere ehemmiyet artıyor. Benim bazı kalemlerde geç kaldığım söylenebilir ki yerindedir. Bu hafta itibariyle dört elle sarılmak lazım bu sebepten 💪Ama ...

Kişisel Blog Yazıları #29: Genel Ahvalim Üzerine

   Kesinlikle plansızlığı adet edinmişiz. Bir gelenek olmuş bizim için. Bir sokak düşünün kentsel dönüşün ayağına zamansız bir şekilde yıkılıyor dikiliyor, yıkılıyor dikiliyor. Bazen aynı anda yıkılıyor. Bu hafta da böyle bir şey oldu. Karşılıklı binalar yıkıldı ki o sokak bir şantiye alanı gibi. Yol kitlendi tabi iki binanın yığınından. Zaten hala yarısıdalar yıkım işinin. Ev ve telefon dahil internet ağı da çöktü bu yüzden. Birkaç gündür internetsiziz.    Ekim ayının gelmesiyle artık Ice Coffee’ler yerini sıcak kahvelere bıraktı. Bu demek oluyor ki her şey zamanında güzel. Buradan bile bir derinlik yakalamaya çalışıyorum. Plus overthink saatim geldi sanırım. Ama hangisini daha çok seviyorum diye düşününce karar veremedim. Kahvenin soğuğu da sıcağı da güzel.    İş yerinde cidden işi bilen, masa altı planı olmayan, şeffaf bir çalışma ortamının olması sizi hayli mutlu eder. Ama “listede en çok benim müşterilerim var” , “benim genel müşteri aralığı çok yoğun”...

Kişisel Blog Yazıları #28: Bu yaşa gelince anladım

Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç farkettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış. diye devam eder şiirine şair. Benimkisi de o hesap. Yaş 35 oldu ve anladım bazı şeyleri. Mesela geçmişin keşkeleri, şimdi zamanın şikayetleri ve geleceğin umutsuz hallerinin tek nedeni varmış ; benmişim. Ve değişmezsem ben bunların hiçbiri değişmeyecekmiş, bu yaşa gelince anladım. 

Hafta başlar, işler beklemez.

Görüldüğü üzere işlerin beklemediği ektedir. Pazartesiymiş, sendrommuş nafile.  Bismillah deyip koyulmak gerekiyor işlere. 

✍️ Haz ve Varlığın İçindeki Yeri

“Konfor, büyük hayallerin mezarlığıdır.” – Carl Jung 🪦💭 Doyumsuz hazzın getirdiği var olma bilincinin, çekici gibi görünse de geçici olduğunun anlaşıldığı an 🌀, insan gerçek varoluşun konfor alanının ötesinde başladığını fark eder. Konforun ötesine geçmek, yoksunlukla değil , bilinçli tercihle ilgilidir. 🚶‍♂️🔥 Kötü yaşam koşullarına mahkûm olmak değil, gelişimi tercih ederek bilerek bazı kolaylıklardan vazgeçmektir. 🧗‍♀️ Zira insan, her şeyin yolunda olduğu değil, zorlandığı yerde kök salar. 🌱🪨 Haz, yaşamın inkâr edilemez bir parçasıdır 🎉; onsuz bir varlık hali eksik kalır. Ancak gerçek olgunluk, hazzı mutlak bir amaç değil, doğal bir dürtü olarak görmeyi gerektirir. 🎯 Haz, yalnızca bedenin değil, zihnin de bir ihtiyacıdır 🧠🔥; fakat bu ihtiyaç, farkındalıkla yönlendirilmediğinde insanı esir alır. ⛓️ Dürtüsel yaşam , varoluşu yüzeyde tutar 🌊; derinlik ise ancak irade ile mümkündür. ⚓ “Dürtülerine hâkim olmayan birinin özgürlüğü, aslında zincirlerini altınla süslemes...

🌐Bir Bayram Günü: Trafik, Soğuk Kahve ve Sıcak Gündemler

🛑 İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya , Kurban Bayramı için yola çıkacaklara trafik kurallarına uymaları konusunda uyarıda bulundu. Aşırı hız sebebiyle ortaya çıkan ölümlü kazalara dikkat çekti. 🚗⚠️ Akabinde de radar uygulamaları malumunuz sıklaştı. Bu da başka bir tartışmayı beraberinde getirdi. Ama biz Sayın Bakan'ın X hesabında paylaştığı verilere bakalım: 📊 "Arefe gününde (Perşembe) 863 trafik kazası meydana geldi. Bu kazalarda maalesef 10 vatandaşımız olay yerinde hayatını kaybetti. 1.319 vatandaşımız ise yaralandı." 📈 "Arefe gününde trafik ekiplerimizce de; bu araçlardan 23 bin 275’ine hız ve radar işlemi yapıldı. Oran %0,9" 📍Ben de bu bayram ilk kez Ankara'da olmadım . Şu yaşıma kadar bir şekilde Ankara'da bulunurdum bayramlarda, ama gel gör ki bu bayramda bulunamadım. 🤷‍♂️ Sağlık olsun diyelim. Ama şunu da itiraf edeyim: hiç bayram havasında değildi, dün de bugün de.🎈Belki de gitmediğim içindir . Bayram demek biraz da kalabalık demek san...

🫰🏼Bir Hafta sonu Güncesi : Vergi Kaçakçılığı

     Gel gelelim vergiden kaçmayan daha doğrusu kaçakçılık yapmayan kaç esnaf kaldı bilemiyorum. Daha bu hafta sonu farkına vardığım bir husustan bahsedeceğim.      Bilindiği üzere bir ekmek fırınında, fırın eğer ekmek satıyorsa, kestiği fişte %1 KDV, eğer simit ve poğaça gibi işlenmiş şeyler satıyorsa (unlu mamuller olarak geçer) fişte %10 KDV yazar. Hem dün hem de bugün aynı fırına gittim ve birkaç simit aldım. Pos Cihazına bu kez özellikle baktım ve ekranda "Unlu Mamuller" butonu olmasına karşın "Ekmek" butonuna bastı ve doğal olarak fişte KDV %1 gözüktü. Böylece sadece bu satıştan dolayı %9 oranında bir vergi kaçırdı. Fırınların, nakit satışlarda fiş kesmemesini geçtim, bir de kesilen fişte böyle bir kurnazlığa girişmesi nice insanın hakkına girmesi anlamına geldiğini biliyorum. Çünkü burada kaçırdığı ve kamu maliyesinin ihtiyaç duyduğu %9 oranındaki vergi, biz tüketicilerin başka şeylerde/zamanda fazladan ödemek zorunda kaldığı vergilerdendir.  ...